13 Mayıs 2009 Çarşamba

Donbass Arena 2

Dynamo Kiev taraftarları UEFA yarıfinal rövanşında Donetsk deplasmanında meşale şov yapmışlar. Çok güzel olmuş.

RSK Olimpiyski stadyumu Shaktarı'ın şu an oynadığı stadyum. Tamamı açık salon kadar biryerin üstünü kapatmışlar Cebeci gibi. Aşağıdaki de yeni stadın son hali, bitti bitecek. Kasım'da bahsetmişiz staddan. Maket midir artık animasyon mudur, projeye benzetebilmişler sonuçta. Helal olsun.

11 Mayıs 2009 Pazartesi

Richard Kingston & Dean Kiely

Cumartesi günkü W.B.A -Wigan maçı. Dakika 10, Chris Kirkland sakatlanıyor, yerine Türkiye'de geçirilmiş çok merkezli bir kariyere sahip Kingston giriyor. Bildiğim kadarıyla hiç giymedi GS formasını ama GS'lı Kingston'dan başka ismi yoktur buralarda. Hiç oynamadan bu kadar özdeşleşen yoktur heralde. Maçta da fena oynamadı. Girdiğinde 1-0'dı zaten. 2-3 kurtarış, Chris Brunt'un penaltısını ilk pozisyonda çıkardı sonra Brunt tamamladı. 3. gol savunmaya çarpıp yön değiştiren top...
Galatasaray De Sanctsi'i de gönderecekmiş. Neyini beğenmiyorlar anlamıyorum. Aykut'tu heralde "Petr Cech gelsin yedek bekleyeyim" gibi bir açıklama yapmıştı. Benim görüşüm Aykut'un öyle bir isyanı yersiz. Ama taraftar "Cech'i, Casillas'ı mı getireceksiniz?" diye isyanda haklıdır. Bu Kingston kalye konsa 10 senede daha iyi bir kaleci haline gelmez miydi? Hiç şans verilmez mi adını bile parsellediğin adama? Adını Faruk Gürsoy yaptınız bir de utanmadan, Sakarya, Göztepe, Elazığ dolaştırdınız.
Neyse Richard, Birmingham'da olaylı şekilde ayrıldıktan sonra(kovulduktan) Steve Bruce onu da Wigan'a getirmiş burada da ilk maçına geçen hafta çıktı işte.


Yukarıdaki de aynı maçın diğer kalecisi Dean Kiely. 39 yaşında, ben onu Charlton'dan hatırlıyorum en fazla. Charlton zamanında "Yok arkadaşım bugün mümkün değil gol yemem maçları" çok fazlaydı.Hafta içi Scott Carsson sakatlanınca bu sezonki ilk maçına çıktı. Çok iyi maç çıkardı. WBA'in sonlara doğru yükselen performansı ligde kalabilmelerine yetecek mi? Çok zor tabiki.
Kiely maçın sonlarına doğru sakatlanan ve yerde yatan yan hakemin yanına gidip durumuna bakıyor sonra bayrağını alıp yukarıdaki hareketle hakem değişikliğini işaret ediyor baya bildiğin komik surat ifadesi falan. Forma reklamsız olunca hakeme de benzemiş uzaktan. 40 yaşında adam eğleniyor oynarken.

8 Mayıs 2009 Cuma

%90 Sivas, %80 Beşiktaş...

Saçma sapan işlerle uğraşıyorum bu aralar. "yazasım çok var da zamanım yok ondan yazamıyorum" gibi bir durum yok ama. Futbol blogları sayı olarak tanımsız oldu zaten de kaliteli işler çıkranları bile takip etmek zor. Şu son 2-3 haftadaki 4-4'ler, rezil 2-6, izleyemediğim 1-1'lik olaylı 1/2 final. Bloglarda o kadar çok yazı var ki bu maçlarla alakalı herşeye değinmiş yazarlar. Okuyunca çok yazası gelmiyor insanın. Hatta bazen okuyası bile gelmiyor.

Önce 2-6 ile başlayayım. Rezalet. Barcelona "tamam diğer takımları harcıyorsunuz ama du bakalım şampiyonluk falan siz çok gaza gelmişsiniz" dedi ve aldı o gazı. Helal olsun ne diyelim. Yazın Real Madrid transfer şov yapar heralde. Her zaman diyorum Real'in kadrosu benim hatırladığım zamanlarda hiç bu kadar kötü olmamıştı. Her zaman dünyanın en iyi 11'ine 3-4 adam sokulurdu ortalama. Şuan Casillas ve belki Ramos. Ramos 1 gol 1 asist yaptı maçta ama ilk yarıdan 3'lük olmalarında bence başrol onun. Çok adam kaçırdı soldan soldan geldi sürekli Barcelona.

Arsenal'in zorlu fikstüründen bahsettik. Lig gitmişti de diğerlerinden de güzelce elendiler. CL rövanşında maçın başından kaybetti zaten turu. Tamam geçmemiz zordu ama böyle hiç heyecan yaşayamadan gitmek yakışmadı. C. Ronaldo'nun 3. goldeki 70 metrelik topsuz deparına tüylerim diken diken. Maç bitmiş sayılır, rakibinin turu geçmesi için 4 gole ihtiyacı var ama hiç atası yok, sen kalk bir tane gol atacam diye o kadar zahmete gir. Benzer pozisyonda Arshavin Liverpool maçının 90. dakikasında 4. golde yaptı o koşuyu, belki bu sefer daha uzununu. Ama o maç tam thriller yani. Arshavin'in yerinde olsam koşardım, C. Ronaldo'nun yerinde olsam hayatta koşmazdım çok net. Bu ayakla nereye koşuyom o ayrı.

Arsenal'in Portsmouth'u deplasmanda yendiği maçta Arshavin yerde kalıyor hakem penaltı diyor. Arshavin hayır değildi gibi hareket yapıyor, korneri gösteriyor. Wenger'in yeğeni Bendtner gol yapıyor penaltıyı. Maç sonrası Wenger'e soruyorlar. Kendisine göre pozisyonun penaltı olduğunu, Ama Arshavin değil diyorsa dürüstlüğünden dolayı tebrik etmek gerektiğini falan söylüyor. E peki niye gole çevirdiniz sorusuna da sırıtarak, fırsatçı gibi "e ama verilmişti artık birkez" diye kaçamak cevap veriyor.

Bir de bu maçta Arshavin kaptan çıktı. Bu ne hız değil mi sizce de? Bir İlk 11'ine bakın Arsenal'in bir de yedek oyuncularının tecrübesizliklerine. İyice Sabi-Sübyan. Yaş olayından şurada bahsetmişiz. Bischoff, Randall ve Merida sonradan oyuna girdiler bu maçta. Bischoff transferinin üzerindeki soru işaretleri de şunun içindeymiş.

Wigan deplasmanında Bolton'lılar ayakkabıları çıkarıp sallıyorlardı.Orijinali "Stand up for the Wanderers" olan şarkının "Shoes up for the wonderers" modeliymiş. Çıldırma durumundaki "zıpla zıpla zıplamayan ..." ruh haliyle "Bolton için ayakkapını çıkar", Nike'a maşallah diyelim.

Adamım Tristan bir süre takıldıktan sonra gollere başladı yavaştan. Diğer adamım da Ricardo Fuller'dır. Tipi de çok güzel göbekli falan. Eğleniyor oynarken.

Rooney çok formda. En verimli zamanıdır benim izlediğim kadarıyla. Herşeyi yapıyor. 4-4-2'nin sol açığından daha çok yardım ediyor.

Milliyet'in futbol blogundaki şov bir yazıyla bitireyim. "İşte bu duruma göre hesaplarsanız Sivasspor'un %90, Beşiktaşın % 80 Trabzonsporun ise % 50 Şampiyonluk şansı var" diye bitiyor bu güzel yazı. Dalga mı geçiyo adam mı seçiyon diye bitireyim ben.

24 Nisan 2009 Cuma

Dustin Hoffman lan bu!

Sampdoria hocası Walter Mazzari yukarıdaki. Fotoğraftan çok benzemiyor ama dünkü maçta aynısıydı.

22 Nisan 2009 Çarşamba

Patlama

4 tane üstüste 0-0'lık beraberlikten sonra neler demişiz şenlik dağıldı falan. Elbet patlayacaktı bu takım. Son 6 lig maçında 20 gol, 16 puan. Tek puan kaybı bugünkü 4-4'lük beraberlik. Daha ne olsun? Yenilmezlik serisi 19 maça çıktı. Fikstürün zorluğundan da bahsettik. Seneye birkaç iyi transfer(kimler olabilir yorumlara gelebilir) az sakatlıklı bir dönem(Rosicky bile iyileşir belki) ile 49 maçlık yenilmezlik serisinin yenisinin hayalleri.
Tabi bu durumda diyemeyeceğim artık gelecek sene gelecek şampiyonluk. İnsan hayaller kuruyor. Bugünkü sonuç Liverpool'u da baltaladı. United yine şampiyon olacak gibi. Ama bu aralar kötü oynuyorlar resmen. Hadi bakalım hayırlısı.

21 Nisan 2009 Salı

Keyifler Yerinde

Real Madrid şampiyon olursa bu maç yıllarca anlatılacak. Olmasa da biz günlerce konuşacaz. Casquero o penaltıyı Casillas'a atmadı, Barcelona'nın oh be rahatladık tavrına attı. Son 17 maçta 49 puan. Süper. Guti'ye de Higuain'e de selam olsun.
Pepe'nin zührünü s.kim. Yerde yatan adam kendini attı ama tekme atılır mı la? İtalya'dan istiyorlar heralde ceza alıp bavullarını toplayıp tatile çıkmak istedi heralde. Lugano'ya selam olmasın.
Liverpool-Arsenal yine bir thriller. 4 Arshavin = 2 Torres+2 Benayoun. Tam olarak izleyemedim tabiki. TV'deki Real maçı daha cazip geldi. Fotoğraf upload edemiyorum nedense.
Fazla konuşmaya gerek yok. Keyifler yerinde...
Yazısını giriş cümlesiyle olmasa da Başlıkla bitiren adam oluyorum Umut Sarıkaya'nın müsadesiyle.

18 Nisan 2009 Cumartesi

Altyapı oyuncuları daha çok kolbastı oynadı

Ne demek lan bu? Trabzonspor 2 - 0 Gençlerbirliği maçından sonraki Ntvspor haberinin son paragrafından bir cümle.
Adamlar dans etmedi diye tepki gösterilir mi arkadaş? Kulüp başkanına şikayet edilen şeye bak. Ondan sonra bu takım neden kendi sahasında strese giriyor, Ersun Yanal İstifa, Umut futbolcu değil...
Ayy taktık mı takıyor bu millet birşeylere. Kolbastı nerden çıktı, daha ne kadar sürecek bu manyaklık? Bedük'ten şüpheleniyoruz ailecene.

"Trabzonsporlu futbolcular maçın bitiminin ardından kolbastı oyunu oynamadan soyunma odasına gidince bordo-mavili taraftarlar, buna tepki gösterdi.
Taraftarlar, kulüp başkanı Sadri Şener'e takımı tekrar sahaya getirmesi çağrısında bulunurken bordo-mavili takım da kısa bir süre sonra sahaya çıktı.
Bordo-mavili oyuncuların yanında bulunan alt yapı oyuncuları daha çok kolbastı oynadı, takım daha sonra soyunma odasına gitti. Savunma oyuncusu Egemen de taraftarlara üçlü çektirdi."

16 Nisan 2009 Perşembe

Fikstür



Haftasonu derbide kırmızı kart oynamıştık. Kavgayı 90+3'e bıraktılar ama nasiplenidk sağolsunlar. Chelsea-Liverpool 7+ gol oynadık 19 ganyan bulduk, Barcelona üst olmadı kahrolduk. İddaaya dadandık yani. Bugün de fantaazi kupon yaptık götürüyorduk az kalsın. Bişeler dolanıyo başımızda ama hayırlısı işallah. Rapordan dolayı maaş yok, "tek dostum İddaa" tripleri napalım artık.

Neyse Arsenal Villareal'i rahat geçti. Önümüzdeki 1 ay içerisinde fikstürlerine dikkat çekmek istedim. Şimdi ilk olarak Premier'de 18 maçtır yenilmiyorlar ama 10 galibiyetleri var sadece. 3 beraberliği galibiyet yapsalar(ki arada 4 maçlık saçmasapan 0-0 serisi var) Liverpool ve Chelsea ile hemen aynı durumda olacaklar Manu'nun ensesinde.

18 Nisan Chelsea - Wembley'de FA Cup 1/2 Final
21 Nisan Liverpool- Deplasman - Lig
26 Nisan Middlesborough - İçerde - Lig
29 Nisan Manchester United - Deplasman CL 1/2 Final
2 Mayıs Portsmouth - Deplasman - Lig
5 Mayıs Manchester United - İçerde - CL 1/2 Final
10 Mayıs Chelsea - İçerde - Lig
16 Mayıs Manchester United - Deplasman - Lig

29 günde 8 maç. 3'ü Manu, 2'si Chelsea 1'i Liverpool. Sayısal olarak olmasa da zorlu fikstür diye buna denir heralde. Arshavin ilk geldiğinde ciğerlerim kopacak gibi oldu demişti. Allah yardımcıları olsun.

8 Nisan 2009 Çarşamba

Gerrard Şarkıları #3



Hazır yarın CL'nin artık El Classico diyebileceğimiz maçı var. Bu da 3.sü olsun

7 Nisan 2009 Salı

4 Milyar Borcu Olan Adam

İlk olarak, bu ben değilim. 17 maç nasıl tutturur bir insan? 4 tanesi bariz olmasa da 17 tane favoriye oynayıp kupon tutar mı tutuyor işte. Bu arkadaşı tebrik ediyorum ama 5 tl'si olan 4-5 milyar borcu olan ve iddaanın i'sinden anlamayan adam olarak tanımlıyorum. Tanıyan varsa zaten tanıştırsın elini öpeyim. Ben "bu 17 maçı 5-6 tane kupona bölsem iddaa ediyorum hepsi de yatar diyen 1000 kişi bulabilirim". Dikkatlice inceleyin: Bu arkadaş kupon 3500 lira verirken 1,20'lik Fenerbahçe'yi koyuyor kupona. Gerçekten 4 milyar üstüne ihtiyacaı var.

Allah arttırsın ne diyeyim. Selam olsun sana ozanbro. Güle güle borcunu öde. Helal olsun.

2 Nisan 2009 Perşembe

Gidenlerden

Yukarıdakiler henüz garantilemedi ama firesiz gidenler. İngiltere ve İspanya son anlarda kurtardı. Hollanda yine gelene 3 gidene 4 tarifesi. İddaa ediyorum "Türkiye böyle firesiz bir eleme grubu performansının 100 yıl boyunca gösteremez, her elemede -geçecek olsa bile- ille de son maça bırakır diyen 100.000 kişi bulabilirim".
Kewell's Australia firesiz değil ama RSA 2010 bileti alan ilk takım oldu. Eski GS'li futbolcu denecektir büyük ihtimal o zamanlar

1 Nisan 2009 Çarşamba

Sakin ol, şuurlu Oyna

Tarihte isimlendirecek kadar önem verilen futbol oyun stilleri(Total futbol, Catenaacio ilk aklıma gelenler) gibi bu İspanya takımının da oynadığı futbola ileride bir isim takılacaktır. Yüksek yüzdeli ayağa paslı, sabırlı, rakibe top vermeyen,sinir bozan oyun denmez bence ilerde. Muhakkak isim lazım. Bu kadar birbiriyle uyumlu oyuncu jenerasyonunu denk getirmek şans mıdır değil midir bilmem? Bu formla giderlerse önümüzdeki 2-3 turnuvanın daha en büyük favorileridir gözümde. Hele geçen sene "ispanya bu sene kesin alır abi" diyenleri 2. turda çeyrek finalde hayal kırıklığına uğratma kötü huylarını da attılar üzerinden geçen sene. şeytanın bacağını kırma durumları.

Efsane olmaya bu kadar aday bir takıma dışarıda da içeride de yenilirsin. Kimse de hiç birşey diyemez. Maç sonrası basın toplantısında Adamlar Dünyanın 1 numerosu, dolayısıyla bizden de açık ara iyilerdi ve kazandılar diye açıklama yaparsın. Helal olsun denir.

Bernebau'da ilk 5 dakika pozisyonlar olsa nasıl olurdu falan filan. Bence İspanya yediğinin fazlasını itelerdi yine de. Hele son 30 yarım saat Türkiye'ye top vermediler ki atak yapsın takım. "Abinin eliyle yukarıya kaldırdığı topu almaya çalışan ama hiç şansı olmayan bacak kadar çocuk sendromu" yaşar, ağlayarak sahayı terkederdim heralde.
Maç neden ASY'de? Atmosfer falan geçtim Kadıköy'de olsa Bu Efsane İspanya takımını izleme fırsatı bulan Türkiye insanı sayısı 2 katına çıkmaz mıydı? Yazık değil mi diğer yarıya?

Ayrıca İspanya'nın 30maçlık yenilmeme serisi adamlar için ayrı bir motivasyon. En son Kasım 2006'da İspanya'da Romanya'ya 1-0 yenilmişler özel maçta.

Bence 2010'a giden yolda Türkiye yine yumurta-kapı olayına girip deplasmanda Bosna-Hersek'i de Belçika'yı da yenip 2. olur. Bu karaktere yakışan budur. Yolu rahat gitmek yok bu kültürde. Mutlak geride kalacan, sonra sert virajları kusursuz alacan. Sonrası Play-off. Bileme orasını. Koskoca Dünya kupası kaçırılacak şey değil hele üstüste 2. olur bu.

Şöyle birşey var: Bosna-Hersek gruptaki son maçını garantilemiş-rahatlamış İspanya ile oynayacağı için çok avantajlı olacakmış. Yani böyle birşey olabilir mi? Güç farkı görmezden geliniyor onu geçtim de İspanya bu namağlup serisini hele 10 maçlık galibiyet serisiyle devam ederse Bosna'yı ezer, Hersek'i tepeler.

Mehmet Demirkol hafta boyunca bahsetti. Zaten yenmesi en zor takımla oynanacak maçta üstüne ASY'de taraftar strese sokacak takımı. Letonya, İsviçre, Yunanistan maçlarında inanmamışlık takımı olumsuz etkilemişti. Kartal gol gol gol ya da Saldırın saldırın tarzı tezahürat akıl alacak şey değil zaten de bu maça hiç yakışmaz yani. Tezahürat olmasa da Necdet Özkazancı temennisi her maça ve özellikle mümkünse bu maça: "Sakin Ol Şuurlu Oyna"sı yakışır sanki.

Tanıl Bora şöyle yazmış zamanında:
...Kuytuda kalmış bir yaratıcılık örneğini zikrederek bitireyim. Gençlerbirliği maraton tribününde, sevgili abimiz Polatlılı'nın 'Saldırın saldırın saldırın/bu taraftar için saldırın' bestesini 'sakin ol sakin ol sakin ol/ sakin ol, şuurlu oyna sakin ol' güftesiyle icra edişi, geçen sezonun Oscar adaylarındandı bana kalırsa!

30 Mart 2009 Pazartesi

Samandağ ve Mazgirt



Önce Samandağ. Komşuluktan dolayı ayrı bir sevindim. Turizmi gelişmemiş. Olsun. Denizi çok dalgalıdır çünkü ama türkiye'de sörf yapılabilecek belki tek yerdir belki de. Seçimlerde ilginç sonuçlar var ondan bahsedeğim tabiki. 20000 oy içinden MHP'ye 27, BBP'ye 4 oy çıkmış. MHP'ninkiler biraz eş-dost, biraz asker-polistir sanki. BBP'lininki adayın çekirdek ailesi, en fazla.

Oyların % 85'i CHP-DSP ve ÖDP'ye gitmiş. Zafer ÖDP ve adayı Mithat Nehir'în. ÖDP'nin tek zaferi burası. Geçen sefer kazandıkları Hopa'yı bu sefer kaybettiler.

Yukarıdaki de Tunceli'nin Mazgirt ilçesi. Toplam 1000 civarı oyun 328'i Emek Partisi'ne gitmiş. Belediye başkanlığını kazanmışlar. 307 DTP, 242 CHP, 79 AKP, 1 SP, 14 Bağımsız oyu çıkmış.

Mazgirt ülkedeki en küçük ilçelerden biridir ama Samandağ muhalif kimliğini Varlık köyüyle az da olsa tanıtabilmiş ülkenin en rahat yerlerinden biri. Bu tecrübeler deneysel olacak. Tabi aslında çok kısa sürmesine(uzun sürmesine izin verilmemesine rağmen) Fatsa örneği yaşanmış bu ülkede zamanında. Hadi bakalım hayırlısı.

23 Mart 2009 Pazartesi

Kriz yönetememe

Yazık, ayıp. İşkence değil mi bu adama. Ayrıca takıma da yazık. Otorite sağlayacam diye daha ilk aydan bu kadar tribin lüzumu var mı? Türk teknik direktörlere şans verilsin onlar da başarılı olur diyorlar ya. Verilmesin arkadaş, bu kadar yüksek egolu herifler başarılı olacak diye ödüm kopuyor. 2 düzgün sonuçta bir havalar...Örnek aldıkları adam ulusal takımın başında tabi bu adamlar da böyle örnek alırlar. Allah, kaldıramayacak adama fazladan güç,yetki vermesin.

Sezon sonuna kadar böyle olsun bu görüntü. Sonra bu adam Almanya'ya gitsin. Ondan sonra vay efendim arkamızdan niye sallıyor? Valla az bile sallıyorlar.

22 Mart 2009 Pazar

Sen Domalan'sın Büyük Düşün