UEFA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
UEFA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ocak 2010 Salı

Türkiye Kupası'na Katsayı Uyarlaması



Son senelerde yenilenmiş formatıyla kurgulanan Türkiye Kupası'nda gruplarda seri başı uygulamasına başlandı. Kupa için bunun baştan gereksiz ve yanlış olduğunu düşünmekle birlikte eğer uygulanacaksa bile bu uygulamanın şu anda adaletsizce yapıldığını düşünüyorum, örnek vermek gerekirse bu sene gruplar belirlenirken seri başı olan takımlar Beşiktaş-Fenerbahçe-Sivasspor-Trabzonspor idi, bir önceki sene Trabzonspor'un yerine Galatasaray, diğer üç takım aynı, iki önceki sene ise dört büyükler.
Peki neye göre belirleniyor bu seribaşı takımlar, cevap basit, bir önceki senenin lig sırlamasına göre, ilk dört içinde yer bulan takımlar seri başı yapılıyor.
Açıkcası lig başarısı ile kupa başarısı bana göre birbirinden bağımsızdır, bu sebeple uygulamanın çok üstünkörü geçiştirildiği düşüncesindeyim, bundan yola çıkarak yukarıda grafiği görülen ve UEFA'nın Avrupa Kupalarına katılımda uyguladığı puanlamaya benzer bir puanlama hazırladım, normalde son 5 sezonu kapsar bu sayılar fakat yeni statü ilk kez 2005/06 sezonunda uygulamaya konduğu ve bu sezon henüz tamamlanmadığı için son dört sezonu baz aldım.
Buna göre değerlendirmeler grup aşamasından başlıyor, galibiyete 2, beraberliğe 1 puan veriliyor, çeyrek finalden itibaren (çeyrek final de dahil olmak üzere), her tur geçişte takımlar 1'er ekstra puan daha alıyorlar. Burada şöyle bir nokta var, UEFA'nın sitesinden anladığım kadarıyla uzatmaya giden maçlarda uzatma sonucuna göre puan veriliyor, eğer karşılaşma penaltılara gitmişse penaltılar dikkate alınmadan yine 120 dk'lık mücadele sonucuna göre puanlama yapılıyor, ben de bu kriteri kullanarak hesaplama yaptım, örneğin 2005/06 sezonunda gerçekleşen Beşiktaş-Fenerbahçe finalinde normal süre 2-2 sonuçlanmış ve Beşiktaş uzatmada kaydettiği golle kupaya uzanmıştı, bu durumda Beşiktaş 2 puan alırken, Fenerbahçe final maçından puan alamıyor.
Yazıya başlarken belirttiğim bu sezonki seri başı takımlar ile grafiktekiler arasındaki tutarlılık oranı %50.

18 Aralık 2009 Cuma

18 Mart'ta Stanley Park'ta



Elim ayağıma dolaştı. Şuraya uyduruk da olsa birşeyler karalamam için böyle uyarılmam gerekiyormuş. Şu turu kolkola geçelim de 11 Mart'ta İstanbul'da ama asıl olarak 18 Mart'ta Liverpool'da şenlik yapalım. Şu boşluk yeşil alanda yanyana formalarımızla içer miyiz, yoksa millete iyice duyuralım değişikliğimizi diye mevzu mu çıkartırız aramızda bilmiyorum. Ama lütfen Liverpool-İstanbul double header olsun şu mart ayında.

İnce detay: 20 Mart haftası Manchester United - Liverpool. Bilet bulabilene...

Edit: Diyorum ya heyecanlandım diye, Liverpool ve Everton'ın da rakiplerini elemesi gerektiğini belirtmeyi unutmuşum. Liverpool neyse diyelim de Everton iki maçta 7 yiyip 0 attığı Benfica'dan sonra bir başka Portekiz'li ile eşleşti. Bir de sanki UEFA aynı gün içinde aynı şehirde birden fazla UEFA organizasyonuna izin vermiyordu diye birşey hatırladım. Var mı yok mu araştırmak lazım.

21 Mayıs 2009 Perşembe

Köpekler istedi diye atlar ölmez


Bir önceki postta belirttiğim tezahürat rezilliğinin başlangıcında santrada GS'liler 3'lü çekmiş diye birşey okudum, duymadım. Öyleyse onlar da çok büyük saygısızlık etmişler. Zaten Ukrayna'lı ve Alman'dan ıslığı yedi Türk takımlarına yapılan tezahüratlar. Shaktar Gol Gol Gol, orada bir taraf tutma adına yapılıyordur ve sempatiktir derim. Biz de bu finalin hayallerini kuruyorduk biz de hayali 3'lüler çekmiştik A4'te "Şak Şak Şak Liverpool" diye.
-----------------
Çok kötü finaldi diyenleri hiç anlamıyorum, karşılaştırdıkları tek maç 2005 finali onların. Bu kadar sığ bakılabilir heralde olaya. 40 yılda bir oluyor öylesi kusura bakmayın. Shaktar'ı tutuyordum ve hakettiğini de düşünüyorum. Ön alanı Brezilyalılara emanet etmiş takım sanki hafif veteran 2 Amerikalı'nın 30'ar sayı ortalama ile oynadıkları maç başına ortalama 75 sayı atan, ama genelde de yenilen küçük basket takımı imajı verdi bana. Ama yok öyle değil, Lucescu çok büyük hoca, daha da iyi kanıtlaması için 2010 CL finalinin Türkiye'de olup onu da kazanması gerek. (Edit: Uefa kupasını GS da aldı ne var bunda diyecek mankafalar CL'yi alırsa büyük hocadır derse diye kinaye yapıyorum yoksa ta kaç zaman öncesinden BerneBau'ya verildiğini biliyorum)
------------------
Herkesin görüşüdür heralde maçın adamı Dario Srna. Euro 2008'deki süper performansına da şurada değinmişiz. Süper oynadı üstüne asisti de yaptı. Mutluluk borcumuzu da ödemiş olduk kaptana. Kupa tribünde verilmesin ayrıca hiç güzel olmuyor. Mesut Özil yokları oynadı. Hakem çok kritik kararlar olmasa da takdir haklarını genelde Shaktar'dan yana kullandı(Allaım kurduğum cümleye bak).
--------------
Shaktar formam uzun kollu ve boğazı fena sıkıyor üstüne Lucarelli Parma'yı Serie A'ya çıkardı ama yine de hediye edenin gözlerinden öpüyorum. Ondan da şu an şehirdeki atmosferi öğrenmek lazım aslında.
---------------
İlk fotoğraf Shaktar tribününden ben maç sırasında görmedim. Yakmışlar ortalığı. Showtv maç santrada bağlanacak diye tırsıyordum ama maç öncesi yayını yaptılar baya helal olsun dedik son düdük çalar çalmaz reklama bağladılar dakikalarca. Kupa törenini de banttan verdiler. Helal olsun falan değil o reklam paraları zehir zıkkım olsun yani. "Yaratıcı kombinezon" ne lan?
---------------
2005 ile karşılaştıracaksak Taksim'de Liverpool'lulara tek başına 6000 bira sattığını söyleyen Taksim'li tekel bayisine göre Kadıköy karaları bağlamıştır. Hem kalabalığın hem de organizasyon'un izin vermemesi nedeniyle.
---------------
Solundaki boş koltukta RTE yazan çocuk gibi sıkılan, huzursuz Platini'ye(sağındaki boş koltuk kimindi okuyamadım), Ukrayna'lılara Rus diyen futbol yorumcularımıza ama en çok da 2 takımı da şampiyon yaptığı halde 2 seneden fazla kalmasına izin verilmeyen 5 senedir başında olduğu, istese Ahmedov'un baya bir parasını harcayabileceği ama heralde bizimkilere göre bütçesi düşük takımı UEFA şampiyonu yapan Mircea Lucescu'ya selam olsun. Hangi şartlarda ne için söylemişti tam hatırlamıyorum ama Laf döndü dolaştı kendisine geldi. "Köpekler istedi diye Atlar ölmez".(aha yine Umut Sarıkaya dalga konusu oldum: Başlığı aynı zamanda son cümlesi olan yazı)

20 Mart 2009 Cuma

İhale Lincoln'e

Bülent Korkmaz bence yanlış tercihlerle başladığı maçı çok güzel izledi ve de çok güzel verdi kendi elleriyle. Yukarıdaki fotoğraflarla neşe içinde post yazacak, gazete okuyacak, eşini dostunu arayacak insanlar yerini mutsuz, kırgın, internete veya dış dünyaya bir süre küskün sürüyle insanlara bıraktı doğal olarak.

Neden sürekli Lincoln konuşuluyor anlamıyorum. İstediği kadar kötü oynasın, 2-0'ı tutamayan Lincoln müydü? Fizik gücü -biraz da haliyle- 2. yarı yerlere düşmüş takımda oyuna girenlerin yaş ortalaması 33-34 civarıdır heralde. "Asker arkadaşlığı, devre"likle yürümüyor bu işler.Tecrübesiz Semih daha sonra yer bulacakmış ama Serkan oynadı. 2-2 olmuşken en yaratıcı oyuncu Kewell'ın hala rakip kaleye en uzak adam olması. Hele yorgunluktan ağlamak üzere olan Arda sahadayken. Bütün iyi niyetiyle oynadı Arda, ama "artık başka yerden hücum yapalım topu bir süre bana atmayın"gibi hissediyordu.

Sorunları vardı biraz çıkıntıydı ya, ihale Lincoln'e kaldı. Daha detaylı yazar başka insanlar layıkıyla ama ben bu postu kendime not düşmek için koyuyorum.

Adam harcamak da, kollamak da, olayları örtbas etmek de çok kolay bu ülkede. Allah kimseye durduk yere ihale bırakmasın.

13 Mart 2009 Cuma

Kewell'ın Galatasaray'ı

Bu tip yolculuklar, serüvenler böyle küçük hikayeler, dip notlar, yıllar sonra anlatılacak detaylar içerir. Filmin senaryosu doğruysa final sahnesi Kadıköy'de olmalıdır. Kewell birkaç ay önceki demecindeki "Tekrardan Avrupa'ya dönmek istiyorum" planını kısa sürede gerçekleştirmezse 30'undan sonra alakasız bir ülkede bayrak adam olur ve evet film biraz daha senaryoya uygun devam ederse bu takım artık "Kewell'ın Galatasaray'ı" diye anılmaya başlar, yıllar sonra yapılan futbol anıları sohbetlerinde böyle hatırlanır.


Stoper oynaması falan bir kenara yaşanan olayı aşağıdaki karede Macar hakeme anlatma yöntemi mükemmel. Hakemi tartaklamaya varan itirazlar varken bu adamın itirazında bile analitik yaklaşım var.

19 Şubat 2009 Perşembe

Lob Shot Sabri

Maç çok uyuzdu. Özelliklen 2. devre. Chamakh'ın güzel kafası, Kewell'ın 3 metreden kaçırdığı gol, yukarıdaki pozisyon(ki bence penaltı) bir de hiçbirşeye değişemeyeceğim Sabri'nin aşırtma vuruşu. Hepsi bu kadar. Her zaman 30-35'ten füze göndermeye çalışan Sabri yayda olunca yerini yadırgadı error verdi çizgideki kaleciyi aşırtma vuruşla geçmek istedi. Allah da Sarbi'yi güldürsün. Her zamanki vuruşlarının sertliğinde ve isabetli olması yeterliydi gol için ama olmadı. Bence Baros çıkınca forvet olarak Sabri girmeliydi direkmanj. Hızlı oyuncu ne az bulunuyor artık.

Kendi sahanda 0-0 avantaj bence. Yani tabi ben bu takımla deplasmanda da kafa kafaya oynayabilirim diyorsan avantaj. Bir gole karşılık 2 tane atmaları lazım. Ayrıca erken atarsan golü moral bozukluğu kondisyonu düşürünce devamı da gelebiliyor.

Ayrıca ilk maçta kendi sahanda gollü beraberlik durumunda bile 2. maçı uzatmaya götürebilirsen attığın golün daha kıymetli olduğu fazladan bir 30 dakika oynama şansın var. Şurada anlatmaya çalışmışım zamanında.

19 Aralık 2008 Cuma

Tek Eksik

  • 7 Şampiyon Kulüpler Kupası-Şampiyonlar ligi
  • 2 Kupa Galipler Kupası
  • 5 Süper Kupa
  • 3 Kıtalararası Kupa
  • 1 FIFA Dünya Kulüpler Kupası
  • 17 Serie A Şampiyonluğu
  • 5 İtalya Kupası
  • 5 İtalya Süper Kupası

Şampiyonlar liginden gelen 3.lerin UEFA grup 2.lerinden daha güçsüz görünmesinde en büyük pay ilk bakışta göze çarpanın onların ismi olması. Toplamda 18 Uluslararası şampiyonluk.Boca beraber en fazla onların. Müzede tek eksik var. Koleksiyonu tamamlamak istiyorlarsa İstanbula'a gelmek zorundalar. Çok da iyi anıları yok 2005'ten kalma. Ben sevmem Milan'ı. Sıkıcı top oynarlar bana göre. Italyanlar işte nolacak... O Inter-Milan yarı finalleri falan ne sıkıcıydı. İstanbul'da izlemek istemem ben onları. Kimle oynarlarsa oynasınlar maç 80'a kadar 0-0 gider 80-85 arası Inzaghi dünyanın en uyduruk golünü atar şerefsiz gibi, 1-0 kazanırlar.

Bordeaux-Galatasaray da maşallah Liverpool-Chelsea gibi oldu. Bordeaux'u ya da sevmem zaten. Sıkıcı top oynarlar bana göre. Fransızlar işte nolacak...Allaaah, yukarıdakinin aynısı oluyor paragraf,keseyim burada.

Neyse Can Bartu'yu da artık bizim gibi olan yabancı futbol fanatikleri tanımıştır. Oha lan adama bak hem basketballer hem midfield player diye ağızları açık kalmıştır. Sinyor olum bu boru mu?diye selam ediyorum onlara.

Galatasaray-Milan Finali?Yendik MiLan 2?

7 Kasım 2008 Cuma

Benfica 0 - 2 Galatasaray

Önceki gece özellikle ilk yarı son derece mahkum oynayan Fenerbahçe'den sonra dünkü Galatasaray derbi de ağır mı basıyor ne? Tabiki atmosferi farklı bir maç olacak ve FB Kadıköy'de olacak ama Galatasaray kağıt üzerinde oldukça zorlu görünen bir deplasmandan son derece ne yaptığını bilir bir şekilde oynayarak 3 puanla ayrıldı.

6 defans, 4 forvetlik iki ayrı takım gibi oynayarak çıkılmaz o deplasmandan demiştim, dün gol atacakları da belliydi, gol attıktan sonra skoru koruyabilecekleri de. İstedikleri zaman hücum yaptılar istedikleri zaman rölantidelerdi. Oyunun kontrolü sürekli Galatasarayda'ydı ve bir yerden sonrada Benfica'yı uyuttular. Skibbe de demekki farklı oyun şablonları uygulayabilen biriymiş. Ya da takım çok iyi motive olmuş deyip kaçızlasak mı?

4 Kasım 2008 Salı

Estadio de Luz ve Benfica Vs. Galatasaray





Ne kadar güzel bir stadyumsun sen.

1991'de Dünya Gençler Şampiyonası finalinde Carlos Queiros yönetimindeki Jorge Costa, Rui Costa, Joao Pinto ve Figo'lu Portekiz, Elber'li Roberto Carlos'lu Brezilya'yı penaltılarda yenip şampiyon olmuştu. O maç Estadio de Luz'da tam 127000 kişi izlemiş, sonradan küçültmeye gitmişler, Uefa kriteri falan filan işte.

Perşembe TRT maçı veriyor. Bir de Yalçın Çetin anlatsın maçı, oohh. Avrupa kupası maçları da milli maçlar gibi "sadece şifreli kanal veremez" kuralıyla yayınlansa ya.

Galatasaray 19 Ekim'den 2 Kasım'a kadar 13 günde 5 maç oynadı. Kadro genel olarak aynıydı. İçerde kazandı dışarıda kazanamadı bu maçlarda. Böyle bir yorgunlukla çıkacak maça. Aslında bahane olmayacak bir durum ama, konu defansta 6 kişi, forvette 4 kişilik 2 ayrı takım gibi oynayan Galatasaray olunca durum vahim gibi görünüyor.

6 kişi sanki mahalle maçındaki yaşça ufaklar, diğer 4'ü bunlara "siz defansta kalın biz gol atarız" demiş gibi oynuyor Galatasaray. Benfica deplasmanı zaten böyle bir oyun yapısını kaldırmaz da, fizik gücü düşmüş 4 forvet olunca "ulan bakarsın maçın başında 2 tane sallarız sonra da çıkaramaz bunlar" gibi bir ihtimal de iyice azalıyor. Ama kadro o kadar

Ayrıca Galatasaray 6 Kasım'daki Benfica maçıyla beraber 3 Aralık'a kadarki 27 günde 8 maç yapacak. Bunlar arasında Kadıköy, içerde Kayseri(kupa), dışarda Ankaraspor, içerde Metalist, dışarıda Hertha Berlin gibi zor maçlar var.

Kadro olarak Benfica ile Galatasaray bence birbirine benziyor isimlerin kariyerlerine bakınca en azından. Aimar ile Lincoln, Suazo ile Baros, Reyes ile Kewell,(dünyanın en iyi 10 takımında oynarken mecburen alt seviyelere düşmek zorunda kalmış oyuncular, Reyes biraz da Baros, dışında hepsi 30 veya civarı ve belki 1 kez daha kontrat imzalayacaklar futbol hayatlarında) Cardozo ile Arda (oyun stili bakımından).

Ama en çok benzerlik Hakan Sükür hala oynuyor olsa olurdu. Hakan Şükür - Nuno Gomes

24 Ekim 2008 Cuma

Galatasaray 1 - 0 Olympiakos







Harry Kewell'a helal olsun, bu adam yatmaya gelmemiş, biz böyle düşünmek durumundayız ama napalım? Yatmaya gelmemişse iyi. Baros da öyle, Brroo ve tebrikler. Lincoln'de geçen seneye kıyasla nur nimet ama no look pass olayını abartmasın bir zahmet. Bi de kusurabakmasın güzel de yapamıyor. Sola pası atıyor ondan sonra sağa çeviriyor kafayı.

Galatasaray sonuçta kritik bir galibiyet aldı, hem de farkı kaçırarak. Skibbe'nin takımı daha iyi tanımaya başladığını taktik anlamda becerikli hale geldiğini düşünmüyorum. Bu takım bu istekle bu seviyelerde(gruptan çıkar anlamında) kendisini ve hocasını kurtarır. Sonra biraz heyecan gelsin elemeler başlasın.

Ayrıca Hertha ve Benfica'nın berabere kalması da ayrı bir güzel oldu gibi.

23 Ekim 2008 Perşembe

Galatasaray - Olympiakos

Başkan Socratis Kokkalis parayı basketbola harcamayı tercih etti özellikle bu sezon. E tabi Yunan basketboluyle futbolu bir değil. Childress'i getirdiler(ilk maçta 8/9 2sayılıkla 19 sayı, temiz), Lebron James dediler ilerisi için, son olarak Kobe diyorlar 2010 için. Olmayacak iş değil.

Olympiakos da yıldız oyuncunun yaşı biraz geçince kolundan tutup getiren klüptür. Biz bize benzeriz diyoruz ya, işte o hesap. Rivaldo, Kovaçeviç, Karembeu, Giovanni var benim hatırladıklarım. Ama yine sağlam takımları var sanırsam.

Bakalım nolacak? Ne tahmin ne beklenti var bende. Ama maç Yunanistan'da olsaydı şöyle Gate7 görseydik.

15 Mayıs 2008 Perşembe

UEFA Kupası Zenit'in


Cibilliyetine sövdüklerim kandırdılar resmen insanları Yayınlayacağız deyip uyuttular. Canlı izlettirmediler, izleyemedik. Sinirlerim bozuldu banttan da izlemedim. Rivayete göre Rangers top oynamamış, oynatmamaya çalışmış, işe yaramamış. Bu kadar yorum yeter.1985'e döndük sanki. Avrupa'da kupa finali var bizim haberimiz olamıyor.

14 Mayıs 2008 Çarşamba

Rangers FC - FC Zenit St. Petersburg

Rangers'ın eski hocası Advocaat'ın takımı Zenit favori. Final Mancheser'da. Manchester Glasgow 200 km. City of Manchester Stadium 44.000 kişilik, Rangers'a ayrılan bilet sayısı 13.000, Manchester'a seyahat eden Rangers'lı sayısı 100.000 civarı. Durum böyle olunca aşağıdaki görüntüler oluşmuş dün gece Burnage Rugby takımının sahasında.

Manchester ve 30 kilometre civarındaki bütün otellerin 16.000 civarı odası dolu. Rangers son Avrupa kupasını (Kupa Galipleri) Barcelona'da 1972'de Dynamo Moscow'a karşı oynamış, 3-2 kazanmış. İskoç takımları 1983'te Alex Ferguson yönetiminde Aberdeen, Real Madrid'i yenip Kupa galiplerini kazandığından beri Avrupa kupası görmemiş. Walter Smith negatif futbol oynatıyor takıma diye eleştiriliyor. Ama Rangers'ın sezonu 4 kupayla kapatma şansı var gün itibariyle Cumartesi günü Dundee United'ı yendikleri maç son 7 günde 3. lig maçlarıydı. Rus futbol federasyonu Zenit Bayern Munich'i eledikten sonra Finale kadarki lig maçlarını erteledi. Rangers CL'den sonra Panathinaikos, Werder Bremen, Sporting ve Fiorentina'yı eleyerek geldi. 72'de de önce Lisbon'u eleyip sonra Ruslara karşı kazanmanın tesellisi içindeler biraz. Zenit ise UEFA grubundan Everton ve Nurnberg'in arkasından güç bela çıktıktan sonra Villareal, Marsilya, Bayer Leverkusen ve Bayern Munich'u eleyip geldi ve hocalarına, futbollarına güveniyorlar.


Zenit Marsilya'yı elerken taraftarlar rakibin siyah oyuncularına karşı ırkçı saldırılarda bulunmuş ve sertçe uyarılmışlardı. Manchester'a gelecek Zenit taraftarı Birleşik Krallık Spor bakanı tarafından peşinen sıfır toleransla tehdit edildiler, alırız 6 ay içeri diyorlar. Toplu tezahüratta bile müdahale olur diye de eklemişler. Zenit te savunma yaptı alakamız yok biz de karşıyız diye. Olay çıkacağını sanmıyorum ama yine de bir "aman ha!" çekeyim. Yukarıdaki gibi güzel olsun.

2 Mayıs 2008 Cuma

Duncan Ferguson

Dün Zenit Bayern'i ezmiş, Rangers penaltılarda Fiorentina'yı elemiş. İlk penaltıyı Ferguson kaçırmış diye okuyunca Barry'i attım aklımın uzaklarına Duncan geldi ilk olarak. Kısa da olsa Rangers kariyerinden dolayı olsa gerek. Hayal meyal hatırlıyorum sahanın köşesinde birine kafa atmıştı hakemler görmemişti de, sonradan hapse girmişti. Gelmiş geçmiş en güçlü oyuncuydu heralde. Youtube da ismini yazıp aratınca çıkan ilk video anlatıyor zaten olayı(Duncan Ferguson). Roque Junior'ı da aşağıdakihale getirmişti 33 yaşındayken. Hint fakiri gibi kalmış garibim.