6 Haziran 2008 Cuma
Euro 2008 Başlarken
Maçların tahminleri yapıldı belge olarak koyuldu. Duygusal davranıldı, sevdiğim takımlar kayırıldı.Hırvatistan Şampiyon yapıldı.
Hiçbir geçerliliği yoktur. Skorları geçtim, sonuçların % 5'inin tutma ihtimali bile bence oldukça düşüktür.
Haydi hayırlısı, kazasız belasız, bol sürprizli, bol yıldızlı, üst düzey bir turnuva olsun. İtalya 90 gibi arkasından saydırmayalım yıllarca.
Kimseyi Destekleyememek
Böyle aşırı manşetler sadece bizim ülkemizde olmuyormuş diye sevinelim mi? Yoksa milli takım kavramı üzerine daha fazla kafa yorup iyice soğuyalım mı? Çözemedim.
Polonya'nın Super Express gazetesi-tabloid olduğu her halinden belli- arka sayfa manşetinde "Leo, bize onların kafalarını getir" diye manşet atmış uyduruk foromontaj ile Ballack ve Low'ün kafaları adamın eline tutuşturulmuş. Polonya futbol olarak zaten semptaik gelmiyordu ama uzakta olan beni tamamen kaybettiler. İster tabloid olsun ister resmi gazete. Olaya farklı boyutlar yüklenince sevimsizleşiyor, seviyesizleşiyor.
Fotospor'un "Suyu ısıt komşu kızı" seviyesizliği aklıma geliyor. Fotoğrafını da buldum da yüreğim kaldırmadı o kadarını.
Hırvatistan ve Rusya bu turnuvada sempati duyduğum takımlar, onların da basınında dolaşırsam böyle iticilik bulurum diye korkuyorum ve dolaşmıyorum.
5 Haziran 2008 Perşembe
Roland Garros #2
Önceki postta Monfils için değişik bir adam, tenisçiye benzemiyor demiştik. Dün Ferrer'i çıldırttı resmen, sayıların %90'ını baseline'ın 2-3 metre gerisinden attığı sinir bozucu ve sabır zorlayan toplar attı,hiç bir winner girişiminde bulunmadan. Spiker de söyledi Ferrer'i deli etti Monfils diye. Herkes çok şaşırıyor bu adamın oyununa, attığı toplar sabır testi gibi, sinirlere hakim olmayı gerektiriyor. Ferrer'in "Anger Management" problemleri varmış zaten, 3. setin ortasında patlak verdi.
Ferrer çok sabırlı toplar atıp sayılar hazırlayamadı, sinir oldu, basit hata yaptı maçı kaybetti. Monfils'e gereken ayarı Federer verir gibi ama bu adam böyle giderse çok hatırlanacak, 2004 Yunanistan'a benzettim arkada bekliyor, rakibi uyutuyor, hareketini yapıyor sinsi gibi.
2 ile de 3 eşleşti. Toprak olmasa Djokovic diyecem ama Nadal demek durumundayım. İnşallah yanılırım.
Bayanlarda da benzer oldu. 1 numarayı eleyen Marat Safin kardeşi Dinara Safina (13) ve 2,3 ve 4 numaralı seribaşları yarıfinalde. Sırpların yarıfinali Ana İvanoviç(2) - Jelena Jankovic(3), Rusların yarıfinali Safina (13) - Kuznetsova(4)
Slavların yükselişi diye film gibi.
4 Haziran 2008 Çarşamba
Milli Takımı Kavramı
Son senelerde Türkiye'nin de kullandığı ve bence geç kaldığı vatandaşlığa geçirilen devşirme oyuncular kadrolara monte ediliyor. Başlarda bas bas bağırılıp karşı çıkılan bu olay 6+5 kuralı ket vurmazsa 20 sene sonraki turnuvalarda iyice kendisini gösterecek ve belki de yaz aylarında özlenen futbola milli anlam yüklenmeden seyir şansı tanınacak.
Her milli maç için medyanın günlerce parsellenmesi, Türkiyenin katılmadığı turnuvalarda özel yayınlarda pintiliğe giderken, katıldıklarında ise % 95 Türkiye ve rakipleri konseptli yayınlar nötr futbol izleyicisinin hakkını gasp ediyor.
Milli takımı desteklemenin zorunluluğu çok az da geç de olsa tartışmaya başlandı. 1969 Honduras-El Salvador maçının neden olduğu olaylar merkezli yola çıkan insanlar Güney İtalyanların 90'da İtalya yerine Maradona'yı desteklemelerine sempati duyuyor.
Uluslararası turnuvalara sempati duymamın nedeni en kaliteli oyuncuları kulüp futbolsuz geçen yaz sezonunda bir turnuva çatısı altında beraber izleyebilmek. Ama mesela dünyanın en iyi futbolcularını milliyetlerine göre değil de yaş gruplarına göre ayırıp turnuva yapmak da bana en az aynı heyecanı verir.
Türkiye'siz turnuvalara çok alışık olmamızdan bizde kimi tutalım kültürü oldukça gelişmiştir. Dünya Kupasında Avrupa'ya karşı Güney Amerika özellikle Brezilya desteklenir ve bir Afrika takımı da plasedir. Hollanda'nın yeri ayrıdır bu topraklarda, başarılı olamayacağı bile bile desteklenir çünkü hücum futbolu oynarlar. İkili karşılaştırmalarda ise genelde güç ve büyüklük bakımından güçsüz ülkeler tutulur.
Bu duruma rağmen, A.B.D'nin belki de en sempatik olabilecek topluluğu futbol milli takımı gelir bana. Çünkü o futbolcuların Amerikan emperyalizmiyle bir alakası yoktur, böyle anlamlar yüklemek onlara haksızlıktır. Şöyle isyan edebilirler: "Beni sevmemenizin nedeni amerika'da doğmuş üst düzey futbolcu olmam mı?"
Şu an ingiltere'de de kimi destekleyiyorsunuz soruları soruluyor taraftarlara ve kendi kulüp takımlarının olduğu veya çoğunlukta olduğu takımları belirtiyor taraftarlar.
Milli takımlara sempati duyulabilecek bir diğer nokta Forma reklamı taşımamaları. Ama bu kuralda biraz kofti gibi oluyor çünkü her federasyon en 6-7 sponsorla anlaşmalı oluyor ve bu firmaların reklamları maç forması dışında her kıyafette gözümüze sokuluyor.
4 gün sonra 2008 turnuvası başlıyor. Almanya, Avusturya ve Polonya'nın aynı cümle içinde geçtiği fıkra bile anlatılmazdı ama birbirleriyle futbol oynayacaklar bu takımlar.
Neyse bu konular ülkemizde de tartışılmaya başlandı dedim ya; Orhan Pamuk'un futbol-milliyetçilik ilişkisi ve Fatih Terim üzerine yaptığı yorumlar, Fatih Terim'in kendince cevabı... Aslında bu konu üzerine Tanıl Bora açp açıp okunması gereken bir adam.
Geçen hafta ise Express dergisi Milli takımı tutmamak için 7 neden diye bir yazı yayınladı. Sözlükte biri yazmış ben de aşağıya alıntılıyayım arşivde bulunsun maksat.
"bir kaleci ki, gol yedikten sonra rakip oyunculardan birinin ağzını yüzünü dağıtmak için saha içinde kovalıyor, birkaç kez darp etmeyi beceriyor. araya girenler olmasa paspas gibi çiğneyecek. maçtan sonra, pişkin pişkin "pişman değilim" diyor. rakip oyuncu yabancı, güya küfür etmiş. "zaten türk olsa böyle bir şerefsizlik yapmaz"mış. o kaleci, milli takımın kalecisi. profesyonel futbolcu olmasaydı, pekala mesela sakarya'daki linççi güruhun arasında olabilirdi.
bir oyuncu ki, kazanılan bir maçtan sonra sahayı tribünlerden ayıran tellerin üzerine tırmanıp taraftarlara 'bir baba hindi' çektiriyor. üstelik, yüksem gerilimli bir derbiden sonra. oyuncu değil, amigo sanki. daha doğrusu, provakatör. bir defaya mahsus bir şey de değil bu. seyirciyi (hem kendi takımının, hem rakip takımın taraftarlarını) kışkırtmaya pek meraklı. sakarya'daki linççi güruhun içinde o da olabilirdi. iki eliyle "hadi, hadi ne duruyorsunuz" jestini yaparken görebilirdik pekala
bir oyuncu ki, bahis çetelerinin aracısı olarak şike organize ediyor. tezgah ortaya çıkınca ceza yiyor. ama çarçabuk affediliyor. niye? milli takımın ona ihtiyacı varmış. alayıvalayla sahalara dönüyor. arsız sırıtışını yüzünden eksik etmeyerek.
bir milli takım kaptanı ki, yapılan eleştirilere cevap olarak basın tribününe 'nah' çekiyor. ingiltere'de, siyahi oyunculara ırkçı hakaretler yaptığı için ifadesi alınıyor. dillere destan isviçre maçındaki linççi saldırıda başı çekiyor, rakip futbolcuları soyunma odasına kadar kovalıyor, tekme tokat girişiyor. fettullahçılarla muhabbeti ayrı mevzu
işte milli takımın 'kare as'ı: volkan, tuncay, gökdeniz, emre... milli takımı tutmamak için dört sebep
balık baştan kokar demişler, milli takım da öyle. başındaki hocanın marifetleri saymakla bitmez. milli takımı tutmamak için en az üç sebep de onun sayesinde var.
futbolculuğunda, oyundan ihraç edildiği bir maçta sahayı terkederken yan hakemin yüzüne tükürmüş, sonra da formasını yırtıp atmıştı. bunun üzerine, galatasaray yönetimi takım kaptanlığını ondan almış, cüneyt tanman'a vermişti. hocalığında yaptıkları ise hafızalarda tazeliğini koruyor. oyuncusunu saha içinde tartaklaması, aleyhinde tezahürat yapan tribünlere o malum el hareketini yapması, galatasaray'ın susurluk dönemine denk gelen şampiyonluklardan birini hamisi mehmet ağar'a ithaf etmesi... ve daha neler neler. ama hepsinin özeti, isviçre maçındaki performansı. oyuncularına "tekme atın" işaretini verişi defalarca ekrana gelmişti. sadece o kare bile milli takımın nasıl bir zihniyete, nasıl bir kişiliğe teslim edildiğini gösteriyor. yukardaki 'kare as' bir yana, başında böyle bir teknik direktörün olduğu takım tutulur mu? mahallemizin takımı da olsa, milli takım da olsa, tutulmaz
aslında, o zatın sırf maaşı bile milli takımı tutmamak için yeterli sebep. yüz otuz beş bin beş yüz doksan beş lira. bir de rakamla söyleyelim: 135 bin 595 kira. eski parayla 135 milyar. cumhurbaşkanı maaşının 8,5 katı, başbakan maaşının 15 katı, asgari ücretin 311 katı. bu yüz kızartıcı durumun meclis kürsüsünden dile getirilmesine verdiği karşılık da tiynetini ortaya koyuyor. 18 mayıs'ta, euro 2008 için yola çıkmadan önce habertürk'ün basın kulübü programında bu konuyla ilgili -bin dereden su getirilerek- sorulan soruyu cevaplarken milletvekilleri gibi devletten maaş almadığını, lojman gibi ayrıcalıklara sahip olmadığını söyleyip lafı şöyle bağladı: "onlardan 550 tane var, benden bir tane."
zihniyet bu işte. böyle bir hocanın çalıştırdığı takım tutulur mu?
bir de tabii federasyon boyutu var. üç-beş ay öncesine kadar mafyayla içli dışlı bir federasyon görev başındaydı, bu teknik direktör o federasyonun değerlerine cuk oturuyordu.
şimdiki federasyon akp'yle koyun koyuna. ama bu, mafyanın dışlandığı anlamına gelmiyor, iplerin başka bir 'aile'nin eline geçtiğini gösteriyor. euro 2008 sonrasında malum hocanın icazetini alan bir isim milli takımın başına gelirse şaşırmayalım
bu yedi sebep ve onlara ilaveten federasyon faktörü olmasaydı, diyelim ingiltere misali bir oyuncu kadrosu, hoca ve federasyon olsaydı, milli takımı tutmak farz olur muydu? bizce olmazdı. ingiltere yıllardır milli takım ve milliyetçilik ilişkisini tartışıyor. örneğin ünlü rock'çı morrissey, geçen dünya kupası'nda italya'yı tutacağını beyan etmişti. 1990 dünya kupası'nda da, napoli taraftarlarının bir kısmı italya-arjantin maçında maradona'lı arjantini tutmuştu...."
3 Haziran 2008 Salı
Roland Garros #1
Spiker de bahsetti ama yukarıdaki 4 isimden herhangi biri Federer, Nadal ya da Djokovic'e karşı tek set alamaz gibime geliyor.
Monfils ilginç bir karakter ama tipi hiç tenisçiye benzemiyor feci sıçrayan inanılmaz atlet 4 sayı, 2 rebound ortalama ile sezonu tamamlayan fransız basketbolculara benziyor, suratı da Sydney Govou'ya benziyor.
Sürprizsiz gidecekmiş gibi turnuva Federer finalde Djokovic Nadal galibi ile oynar. Yine Nadal'a kaybederse Career Grand Slam'ı tamamlayamayacak bu sezonda. Sampras gibi 50 şampiyonlk ama Roland Garros'suz bitirmez ama heralde.
Bayanlarda ise ortalıkta hep Rus, Sırp, Bulgar, Çek, Estonyalı kaldı. Nerede o eski Amerikalı, Fransız, Belçikalılar?
30 Mayıs 2008 Cuma
Sebastian Giovinco
Toulon Youth Festival dün İtalyanların şampiyonluğuyla sona erdi. Aşırı yağmur final futbolunu çok etkiledi.
İtalya Graziano Pellè ve Pablo Daniel Osvaldo gibi Toni tarzı forvetler çıkartıyor yine ama asıl ilgiyi hakeden Ocak 1987 doğumlu Sebastian Giovinco. Boyu sadece 1.64 ve tahmin edileceği gibi inanılmaz hızlı bir futbolcu. Turnuvanın da yıldız bence odur. Juventus oyuncusu, sezonu Empoli'de kiralık geçirdi. Gözler üzerinde olsun parlayacak yıldız statüsündedir. Miccoli gibi hızlı mı desem Del Piero gibi teknik ve zeki mi desem karar veremedim.
Lakers Finalde
İngiltere Çözüm Arıyor
BBC nasıl bu hale geldik diye bir sormuş, cevaplar aramış güzel de yapmış. Aslında yazının tamamını okumak lazım. Son 8 sezonda ilk en az 1 premier lig maçında ilk 11 çıkan İngiliz oyuncu sayısının düştüğünü aşağıdaki grafikte göstermişler.
Son sezondaki 170 ingiliz 498 toplamın % 34'ü ediyor. Önceki sezon % 38'miş bu oran. 170 ingiliz oyuncudan 20-25 kişilik dünyanın en iyi kadrosu çıkıyor ona bir itiraz yok ama başarısızlık da ortada.
Bizim buralarda da tartışılan yabancı sınırlaması ya da serbestliği Fifa'nın başlıca sorunlarından. Blatter, Platini ve sözü geçen daha bir çok adam 6+5 kuralını savunuyorlar ve planlarına göre 2012'de devreye sokma istiyorlar. "6+5" kuralı bir takımın maçın herhangi bir anında sahadaki 11 oyuncudan en az 6'sının yerli, yani o takımın bulunduğu ülkenin milli takımında oynayabilecek statüde olması gerektiğini savunuyor.
Bu kuralın bu kadar birbirine karışan dünyada özellikle Premier ligde uygulanması zorken aslında Avrupa Birliği Fifa'nin 6+5 kuralının Avrupa birliği İşçi hakları kanununa karşı olacağını, işçiler arasında net bir ayrım yapacağını ve Avrupa Birliğinin bunu kabul etmesinin mümkün olmayacağını sert bir şekilde belirtiyor. 6+5 uygulanmaya başladı diyelim yukarıdaki %34'lük oranın % 50-55'lere çıkmak durumunda. Peki Premier lig takımları bu kriteri uygulamaya hazır mı?
Premier Lig takımları ortalama 4 yerli oyuncu oynatıyorlar maç başına. Yukarıda görüldüğü gibi West Ham ve Aston Villa bu kriterlere uyabiliyorlar geçen sezon göz önüne alındığında.Yine görüldüğü üzere Arsenal şov yapmış 0,34 ile. Böyle bakınca Blatter haklı gibi görünüyor, futbolcu izlemek isteyen Capello, Arsenal-Liverpool maçına gidip napsın sorunu ortaya çıkıyor, adam günde 2 maç izleyecem diye yollarda heder oluyor.
Neyse devam edelim BBC sağolsun üşenmemiş bu yukarıdaki rakamları diğer liglerle karşılaştırmış. Geçen sezonun son haftasındaki kadroları almış hangi oyuncu hangi ülkeden sıralamış.
Yine görüldüğü gibi İtalya ve İspanya yerli malı kullanırken Almanya biraz gerilerde kalmış.
Şimdi artık ben biraz saçmalayayım. Biz yıllarca adamlar ne güzel gündüz oynuyor yerel saatle 12.45'te başlama vuruşu yapılıyo derken, sonradan farkettikki adamlar babalarının hayrına oynamıyorlar o saatte. Asya pazarından nemalanmak için saatleri erken. Malezya'ya gidenler söylüyor adamlar kafayı yemiş premier ligle diyorlar. En iyi hizmeti verdiklerinden dolayı seviliyorlar, sevilmeyi devam ettirmeleri için dünyanın her yerinden adam ve en iyi kaliteden adam toplamak zorundalar. Asyalı kardeşlerimizi, bizi memnun etmeye devam etmek için.
Ayrı bir tartışma konusu premier'de oynayan 170 ingilize az diyoruz doğrudur. Bu adamlar yurt dışına da çıkmıyorlar? Toplasan 5'i geçmez adını bildiğimiz ada dışında oynayan ingiliz sayısı. Zaten bir tanesi neden nereye gitti herşeyi açıklıyor da neyse? E peki futbolun beşiği diyoruz süper diyoruz, bu ingilizler nerede top oynuyor? İngiltere alt liglerdeki profosyonel futbol kulübü sayısının fazlalığının bunda etkisi var mı? İşte burada kafam duruyor, ilerleyemiyorum.
29 Mayıs 2008 Perşembe
Euro 2008 Çek Cumhuriyeti Kadrosu
Goalkeepers: Petr Cech (Chelsea), Jaromir Blazek (Nuremberg), Daniel Zitka (Anderlecht)
Defenders: Zdenek Grygera (Juventus), Marek Jankulovski (AC Milan), Michal Kadlec (Sparta Prague), Zdenek Pospech (Copenhagen), David Rozehnal (Lazio), Rudi Skacel (Southampton), Tomas Ujfalusi (Fiorentina)
Midfielders: Tomas Galasek (Nuremberg), David Jarolim (Hamburg), Radoslav Kovac (Spartak Moscow), Marek Matejovsky (Reading), Jaroslav Plasil (Osasuna), Jan Polak (Anderlecht), Tomas Sivok (Sparta Prague)
Forwards: Milan Baros (Lyon), Martin Fenin (Frankfurt), Jan Koller (Nuremberg), Libor Sionko (Copenhagen), Vaclav Sverkos (Banik Ostrava), Stanislav Vlcek (Anderlecht)
Euro 2008 İtalya Kadrosu
Goalkeepers: Gianluigi Buffon (Juventus), Marco Amelia (Livorno), Morgan De Sanctis (Sevilla)
Defenders: Christian Panucci (Roma), Fabio Grosso (Lyon), Fabio Cannavaro (Real Madrid), Marco Materazzi (Inter Milan), Gianluca Zambrotta (Barcelona), Andrea Barzagli (Palermo), Giorgio Chiellini (Juventus)
Midfielders: Gennaro Gattuso (AC Milan), Andrea Pirlo (AC Milan), Massimo Ambrosini (AC Milan), Daniele De Rossi (Roma), Simone Perrotta (Roma), Mauro Camoranesi (Juventus), Alberto Aquilani (Roma)
Forwards: Luca Toni (Bayern Munich), Antonio Di Natale (Udinese), Fabio Quagliarella (Udinese), Alessandro Del Piero (Juventus), Marco Borriello (Genoa), Antonio Cassano (Sampdoria)
Euro 2008 Fransa Kadrosu
Defenders: Eric Abidal (Barcelona), Jean-Alain Boumsong (Lyon), Francois Clerc (Lyon), Patrice Evra (Manchester United), William Gallas (Arsenal), Willy Sagnol (Bayern Munich), Lilian Thuram (Barcelona), Sebastien Squillaci (Lyon)
Midfielders: Lassana Diarra (Portsmouth), Claude Makelele (Chelsea), Jeremy Toulalan (Lyon), Patrick Vieira (Inter Milan), Franck Ribery (Bayern Munich), Samir Nasri (Marseille), Florent Malouda (Chelsea)
Strikers: Nicolas Anelka (Chelsea), Karim Benzema (Lyon), Bafetimbi Gomis (St Etienne), Thierry Henry (Barcelona), Sidney Govou (Lyon)
Euro 2008 Hırvatistan Kadrosu
Yukarıdaki maçta Steve McLaren eline almıştı şemsiyeyi. Hırvatistan Rusya'nın gelmesine karar vermişti.
Aşağıda ise hemen herkese göre turnuvanın yıldızı olacak Luka Modric var. Bu takımda hala Suker olsa keşke diyesim geliyor. Hatta bu takım premier lige girsin bütün sezon izleyelim diye de abartıyorum. Hüsran olursa Bilic'e patlar bana değil.
Goalkeepers: Stipe Pletikosa (Spartak Moscow), Vedran Runje (Lens), Mario Galinovic (Panathinaikos)
Defenders: Vedran Corluka (Manchester City), Dario Simic (AC Milan), Robert Kovac (Borussia Dortmund), Josip Simunic (Hertha Berlin), Dario Knezevic (Livorno), Hrvoje Vejic (Tomsk), Danijel Pranjic (Heerenveen)
Midfielders: Darijo Srna (Shakhtar Donetsk), Niko Kovac (Red Bull Salzburg), Luka Modric (Tottenham), Niko Kranjcar (Portsmouth), Jerko Leko (AS Monaco), Ivan Rakitic (Schalke), Ognjen Vukojevic (Dinamo Bucharest), Nikola Pokrivac (AS Monaco)
Forwards: Mladen Petric (Borussia Dortmund), Ivica Olic (Hamburger SV), Ivan Klasnic (Werder Bremen), Igor Budan (Parma), Nikola Kalinic (Hajduk Split)
Euro 2008 Avusturya Kadrosu
Goalkeepers: Alex Manninger (AC Siena), Juergen Macho (AEK Athens), Ramazan Ozcan (TSG 1899 Hoffenheim)
Defenders: Gyorgy Garics (Napoli), Ronald Gercaliu (Austria Vienna), Martin Hiden (Kaernten), Markus Katzer (Rapid Vienna), Juergen Patocka (Rapid Vienna), Emanuel Pogatetz (Middlesbrough), Sebastian Proedl (Sturm Graz), Martin Stranzl (Spartak Moscow)
Midfielders: Rene Aufhauser (Salzburg), Christian Fuchs (Mattersburg), Andreas Ivanschitz (Panathinaikos), Umit Korkmaz (Rapid Vienna), Christoph Leitgeb (Salzburg), Juergen Saumel (Sturm Graz), Joachim Standfest (Austria Vienna), Ivica Vastic (LASK Linz)
Forwards: Martin Harnik (Werder Bremen), Erwin Hoffer (Rapid Vienna), Roman Kienast (Ham Kam), Roland Linz (Braga)
28 Mayıs 2008 Çarşamba
Euro 2008 Türkiye Kadrosu
Hangi 3 oyuncu çıkarılsın diye hemen her internet sitesi anket açtı. Böyle ayıp başka ülkelerde de oluyor mu bilmiyorum. 27 kişiden Gökhan Gönül yetişemeyeceği anlaşılınca çıkarıldı. diğer 3 isim Halil Altıntop, Yıldıray ve İbrahim Kaş çıkarıldı. İbrahim Kaş çıkarılınca Hamit ve Sabri'ye kaldı sağbek görevi. Yıldıray da en iyi top saklayan adamlardan biri, o boyla nasıl yaptığını bir türlü anlayamasam da. Terim eleme maçlarında sakatlıktan dolayı çok az oynayabildiğini belirttikten sonra "kafamdaki ilk 11'e Yıldıray'ı yerleştiremiyordum ve kenardan gelince psikolojisinin ilk 11'de oynuyormuş gibi tam olmayacağını düşündüm" demiş açıklamasında. Ama Halil'in çıkarılması bence olmamış. Pivot santrafor olayına girmiyorum zaten değil. Ümit Karan'ın olmadığı forvet hattında olması gerekirdi. Mevlut çok genç, tanıdık değil ve çok kolay harcanabilir gibi.4-3-3'ü kenarlardan orta saha orijinli Tuncay, Arda Gökdeniz gibi isimlerle forvet hattını kurmayı düşünüyor. Ama Nihat'ın performansını azaltacak bir uygulama bu.
Goalkeepers: Volkan Demirel (Fenerbahçe SK), Rüştü Reçber (Beşiktaş JK), Tolga Zengin (Trabzonspor)
Defenders: Sabri Sarıoğlu (Galatasaray AS), Gökhan Zan (Beşiktaş JK), Emre Aşık (Galatasaray AS), Servet Çetin (Galatasaray AS), Hakan Balta (Galatasaray AS), Uğur Boral (Fenerbahçe SK), Emre Güngör (Galatasaray AS)
Midfielders: Mehmet Aurélio (Fenerbahçe SK), Mehmet Topal (Galatasaray AS), Emre Belözoglu (Newcastle United FC), Tümer Metin (Larissa FC), Hamit Altıntop (FC Bayern München), Ayhan Akman (Galatasaray AŞ), Arda Turan (Galatasaray AS), Tuncay Sanlı (Middlesbrough FC), Kazım Kazım (Fenerbahçe SK), Gökdeniz Karadeniz (FC Rubin Kazan)
Forwards: Nihat Kahveci (Villarreal CF), Semih Şentürk (Fenerbahçe SK), Mevlüt Erding (FC Sochaux-Montbéliard).





























