20 Temmuz 2008 Pazar

Olympic Qualifying Tournament #2

Yunanistan ve Hırvatistan'a vize alırlar demiştik almışlar. Almanya Slovenya galibi demiştik 3. yolcu için. Dengesiz Porto Riko'yu tutturamadık, Slovenya'yı yendiler.
Basketbol futbol gibi değil kağıt üzerinde favori takımın kazanması çok daha olası. Futboldaki gibi bir tane attılar üzerine yattılar, şanssızlık işte topu bir türlü içeri dürtemedik gibi maç sonrası hezeyanlara açık değil. Yani Yeni Zellanda'nın Yunanistan'ı yenmesine bahisler ne kadar veriyordur bilmem ama oynayana keriz derim.



Yunanistan bütün maçlarını rahat kazandı. İlgi çeken bir olay Schortsianitis yeniden kadroda ve Porto Riko maçında da iyi de oynadı sayılır. Sonuçta çok komple bir takımları var.
Almanya Brezilya'yı rahat geçti diyebiliriz maç sonlarda biraz sıkıntıya girse de. Nowiztki ne kadar büyük oyuncu olduğunu birkez daha gösterdi. Baskı altında hücumda zorlanan takımını tepeden 2. oyun kurucu gibi yönetti. Bu arada ne zamandır beğenirim artık değineyim : Yorumcu eski oyuncu ve koç İhsan Bayülken gerçekten çok güzel detaylara dikkat çekiyor bu işi biliyor diyebiliriz (Türkiye ligi maçlarında bir tarafa kayıyor gerçi).



Sonrasında ise maçı izlemedim ama Nowitzki'nin gücü Hırvatistan'a yetmemiş. Nowiztki 10 şutta 5 isabetle 30 sayı atmış. Ritm bulmasına izin vermeme amaçlı, faulü göze alan sert savunma istatistiği bu. Maçı izlemezsem yorum da bu kadar olur.
Bugün Almanya - Porto Riko var 19.30'da. Normal de 3-4 maçı ama asıl final bu oldu.

18 Temmuz 2008 Cuma

Milan Gurovic



Prokom Trefl Sopot bütçe daraltmaya gittiği için Gurovic'i serbest bırakmış. Benim çok sevdiğim bir oyuncudur saha içi performans olarak tabi. 32 yaşında ve 8-9 yıldır 15 sayı ortalama ile oynar. Kötü oynadığı maçta da en kritik yerde gider dipten 3lüğü sokar. 3 oynar 4 oynar. Partizan'da oynadığı zamanlarda ise Çetniklerin 2. Dünya savaşındaki lideri Draza Mihaliovic dövmesi olduğundan dolayı Hırvatistan'a alınmamış ve maçta forma giyememiş. Partizan taraftar grubu Grobari, Gurovic'e destek vermiş ta ki Kızılyıldız'a gidene kadar. 2007 Sırbistan playoffunda iki takım karşılaşınca önce büyük olaylar çıkmıştı. Tabiki bunlar çok sık gerçekleşen hadiseler bir tarafta Grobari bir tarafta Delije olunca.Transfer tavsiyesi ile bitireyim Efes'e yakışır Gurovic. Ne o öyle 2 senedir çeşit çeşit istikrarsız amerikalı doldurmuşlardı takımı. Bu ara çok uğraşmadım tabi ama koskoca Gurovic'in nette düzgün bir fotoğrafını bulamadım. Yukarıdaki foto Kızılyıldız zamanlarından.

Bryn Christopher

Şimdi motivasyonumuz Metallica'ya olsa da sağda solda genç yeteneklere denk geliyoruz. Radyoda birkaç kez dinlediğim Bryn Christopher 85 birmingham doğumlu old-school soul şarkıcısı ve şarkı yazarı. İlk single'ı "The Quest" 9 Haziran'da çıkmış. Çok geç yakaladık sayılmaz heralde. Albümün ismi "My World" Eylül 1'de çıkacak, burada da aynı tarih mi bilmiyorum. Müziği duyar duymaz bir Amy Winehouse şarkısı geliyormuş gibi hissediyoruz. Haksız da değiliz bu adam Amy'nin alt grupluğunu yapmış bir müddet, zaten kendisine de "male Amy Winehouse" nitelemesi yapılıyor. İngilizler de umudu kesmiş heralde Amy'den.

Single çok yeni albüm henüz piyasada olmadığı için kaynak sorunu çıkabiliyor. Şimdilik çöüzümü Myspace'de bulmuşlar. Youtube'mu geri verin.

17 Temmuz 2008 Perşembe

Metallica 27 Temmuz Countdown=10



Lineup yukarıdaki gibi olmayacak




ASY bu kadar kalabalık olmayacak



James yaşlanmış olacak


Ama illaki gaz olacak



28th September 1991
Harvester of Sorrow
Moscow

Temmuz Haftasonlar #2: Çıralı & Olimpos



Optimist Evi
Sadece yemek yedik biz orda ama sadece demek ayıp olur. Geçen haftanın reklamını yapmıştık bu haftanınkini yapmazsak ayıp olur. Hasan bey ve Gülay hanıma sabırları için teşekkürler. Hizmet bu kadar sınırsız olup, bu kadar çok çeşit olup hepsi mi birbirinden lezzetli olur? Ben bile bir tane kulp bulamıyorum.

Sabah Körü ve Huzur
Çıralı'dan Olimpos'a bakış

Sadece Huzur
Olimpos'tan Çıralı tarafına bakış
Sınırsız Alkol ve Hande Yener'e bile Dans
Bull Bar

Daha güzel fotolar geldikçe koyulacaktır şüphesiz (rte oldum, şüphesiz falan) ancak daha uzun sürmesine rağmen veya bağlı olarak beklendiği gibi bir önceki gibi tat vermedi.

Olympic Qualifying Tournament #1

Kıta federasyonlarından Angola, abd, Arjantin, İran, Rusya, Litvanya, Avustralya, son dünya şampiyonu İspanya, ev sahibi Çin Pekin'deki Olimpiyatlar'a gitmeye hak kazanan erkek basketbol takımlarıydılar. Geri kalan 3 bilet için eleme maçları geçen hafta başladı Atina'da. 3 takımlı 4 gruptan ilk 2'ler çıktı. Cape Verde, Lübnan, Kore ve Kamerun gezdikleri gibi gittiler. Şimdi adam akıllı maçlar başlayacak. Şimdi işler ciddileşmeye başlayacak. Çeyrek final eşleşmeleri yarın başlıyor. Yarı final galipleri ve yarı final mağluplarının galibi 3 takım Pekin'e gidecek. Hırvatistan iyi görünmüş gider gibi ama izleyemedim, Yunanistan gider, Brezilya çok güçsüz geldi bana(Yunanistan dolayı mı acaba), Porto Riko yine çok savruk. Diğer giden de Almanya Slovenya galibi olur? Ne attım ama. Ntvspor veriyor bu arada maçları. Program şöyle:

Hırvatistan - Kanada

Slovenya - Porto Riko

Almanya - Brezilya

Yunanistan - Yeni Zellanda

Şimdiye kadarki en çok konuşulan olay Chris Kaman'ın Alman millisi olması ve gerçekten de ne kadar ileri çıkartabileceği Nowitzki takımını. Takım oyucusu,kaprissiz bir yıldız edindi böylelikle Almanya ve ilk 2 maç performansına bakarsak uyum sorunu falan hikaye. Cape Verde ölçü değil değil tabi de NZL maçında oldukça iyiydi.

Bir de bu aşağıdaki adam bir turnuva mı kötü oynamaz be kardeşim dedim, bir maç bile kötü oynamıyor ki cevabını haklı olarak aldım. İzlemesi en keyiflisi oyuncu budur, Kobe'yi ayrı tutuyorum.

16 Temmuz 2008 Çarşamba

Transferler #2: Hadi Bakalım

Juve, Xabi Alonso transferi uzayınca sıkıldı sanırsam. Çok sevdiğim Christian Poulsen Juventus'a gitti. Belki biraz fazla pisliktir ama sonuna kadar mücadele eder.
Guiza Fenerbahçe'ye geldi, çok yazıldı,çizildi söyleyecek birşey yok. 5 büyük ligin birinin son gol kralı bu adam sonuçta. Ancak alacak takım Fenerbahçe olunca Mallorca tok satıcı gibi davrandı. Fenerbahçe bence gereksizce savurdu bu kadar parayı. Şöyle bir kıyaslama yapalım hemen, Milan'a giden Ronaldinho'nunkinden fazla bonservis ödendi. Ronaldinho yıllık 6.5, Güiza 4 milyon Euro alacakmış. Güiza'nın da gelmiş olsa Ronaldinho'nun da 4 sene kalacaklarını zanetmiyorum. Ben olsam şöyle yapardım falan demiyorum tabiki.

Ben olsam Peter Crouch'u alır gelirdim. Yalnız tabi İngiliz oyuncuları yurt dışına çıkarmak çok zor iş. Crouch 14 milyon euro bedelle Portsmouth'a gitti.

Alexander Hleb, Barcelona'ya gitti 15 milyon Euro bonservisle. Steve Bruce Olivier Kapo'yu bir kez daha aldı. Juventus'tan Birmingham'a 5 milyona getirmişti, şimdi Wigan'a 6'ya mal oldu.
Robbie Fowler'dan güzel haber geldi inşallah devamı da gelir. Cardiff'in maç başına teklifini kabul etmemiş ( Cardiff de haklı aslında, Fowler Galler'e gittiğinden beri sadece 16 maça çıktı), Blackburn Rovers ile Almanya'daki sezon öncesi kampa katılmış. Fowler bırakmadan şöyle Premier'de bir kez daha izlersek hiç fena olmaz.

Fotoğraflara noluyo lan?

15 Temmuz 2008 Salı

Stormbringer



Comin' out of nowhere
Drivin' like rain
Stormbringer dance
On the thunder again
Dark cloud gathering
Breaking the day
No point running
'Cause it's coming your way

Ride the rainbow
Crack the sky
Stormbringer coming
Time to die
Got to keep running
Stormbringer coming
He's got nothing you need
He's gonna make you bleed

Rainbow shaker
On a stallion twister
Bareback rider
On the eye of the sky
Stormbringer coming down
Meaning to stay
Thunder and lightning
Heading your way

Ride the rainbow
Crack the sky
Stormbringer coming
Time to die
Got to keep running
Stormbringer coming
He's got nothing you need
He's gonna make you bleed

Coming out of nowhere
Drivin' like a-rain
Stormbringer dance
On the thunder again
Dark cloud gathering
Breaking the day
No point running
'Cause it's coming your way

Ritchie Blackmore, David Coverdale
Stormbringer (1974)
Deep Purple


9 Temmuz 2008 Çarşamba

Zerdaliler

Ay nerde doğsa oradaydık
Dallarda zerdali çiçekleri
Savrulur gider rüzgâr esince
Bütün bir bahar böyle geçti

Anlardım aklından geçenleri
Sustukça konuştuk sanki
Sevdaymış meğer bu içimizde
Yıllardır uyuyan deli
Sessizlik sensin geceleri

Fincana kahve koydum gel, ah
Bugün şeytana uydum gel
Ay doğdu dağın üstünden, aman aman
Dallarda beyaz çiçekler

Dayandım gecenin karasına
Artık kimse kıramaz beni
O kül gibi deniz o sessiz kız
Kayıp bir sandala binip gitti

Ne sen söyledin derdini

Ne ben sevdiğime inandım
Unut geçen eski günleri
Bunca yıl sonra nasılsın?

Söz ve Müzik: Hüsnü Arkan
Albüm:İlk Aşk (2003)
Ezginin Günlüğü

Temmuz Haftasonları #1: Adalar


Geçen haftasonu Heybeli ve özellikle Burgaz sarhoş etmişti bizi güzelliğiyle. Tanıdığım herkese sorar oldum Normal ofis işi olup Adalar'da oturan var mı? Birkaç tane arkadaşın arkadaşından öteye iz süremedim.Kadıköy-Burgaz 45 dakika çekiyor. İstanbul trafiği için normal hatta iyi sayılabilecek bir süre. Tabi kışın hava muhalefeti gibi bir sorun var. Ayrıca gece istanbuldan dönmek sorun olur, hususi motor almak lazım. araştırmalar başlasın.Böyle bir hayatı yaşamak lazım içimizdeki uhde son bulur en azından. Yazılacak çok şey yok aslında gitmek,sürekli gitmek ve kalmak lazım.

Reklama da giriyorum. Burgazada'da Barba Yani'de Rum müziği eşliğinde çeşit çeşit Rum mezesiyle Yeşil Efe ve balık tavsiye edilir. Barba Rumca Amca demek. Yani ise müessesenin sahibi Yani Lorencu isminden geliyor. "Yani Amca'nın yeri" gibi birşey oluyor.
Hem sahilde oturmakla 22.30 olduğu yazan son vapur 22.20'de kalkarsa yetişme şansınız hala olabiliyor. Yeni Kadıköy İskelesine gitmesi beklensede İETT programında yazdığı gibi, Bostancı iskelesinden bırakıyorlar. Barba Yani'de oturmanın buna bir faydası yok malesef.

Bu haftasonu geçenki kadar keyifli geçmesi beklenmeyen Olimpos var, Olimpos değil de Çıralı Köyü.

7 Temmuz 2008 Pazartesi

Hayat Akıyor

3 günlük bir tatil, her türlü yordu ama çok güzeldi. Dönüş zaten psikoloji bozuyor bir de şartlar da zor olunca iyice sinir oluyorsunuz İstanbul dışındaki şehirlere, özellikle 550 km uzaktakilere. İstanbul sevgisi gitgide koparıyor insanı buradan. İyi de ediyor. Tatil postu sonra olsun ama Burgaz'a aşık olduk.

Ben sabitken hayat akıyor tabiki.

İnternette olmayınca, e tabi keyifler yerinde olunca da internet olmaması sorun yaratmayınca, insanın gazete okuyası bile gelmeyince biraz kopmuşuz dünyadan. Hasan Doğan ayrılmış buralardan, sen o kadar maç heyecanına dayan sonra otelde en rahat zamanda... hayat kötü sürprizlerle de dolu.

Ergenekon'un ucunu kaçırdım zaten, mümkün değil yakalayamam çok da yakalamak gibi bir derdim yok aslında.

Harry Kewell Galatasaray'a imza atmış. Bir önceki post'un devamı olsun yine. Noluyoruz Lan? #2. Son bir kaç seneyi üst düzeyde geçiremese de çok büyük yetenekleri ve tecrübesi olan bir oyuncu. Gerçekten dediği gibi "wants a new challenge" ise ve yatmaya gelmediyse çok iyi transfer. Lincoln de yattığı sezondan sonra dur lan biraz oynayım derse GS çok heyecanlı olacak. Linderoth - Topal - Kewell - Lincoln - Arda 5lisi ve önlerinde Ümit Karan CL'de bile çok başarılı olabilir sezonun genelinde formda olurlarsa.

2 Temmuz 2008 Çarşamba

Transferler #1: Noluyoruz Lan?

De Rossi Roma ile sözleşme yenilemiş. Sevmem bu adamı, 2006'da Brian McBride'a bilerek dirsek attığında bitmiştir gözümde. Eyvallah iyi oyuncudur. 4 yıllık 31 milyon euro alacakmış. Bu ne peki? Ne lan bu NBA'mi oldu?Hani bu takım finansal açıdan berbattı?Ya da Soros Roma'yı aldı haberimiz yok.


Deco'da Chelsea'ye gitti. 1o milyon Barca'ya, yıllığı 6 milyondan 12 milyon Deco'ya ödeyecek Chelsea. Rakamlar çıldırmış olmalı.



Aragones yıllığı 4 milyondan imzalamış. Geri çevrilemez bir teklif demiş. E heralde geri çevrilemez. Aksi olsa gelmezsin zaten buraya.


Bonservisler düşüyor, yeni transfer kurallarında dolayı oyuncuların alacağı para uçuyor.C. Ronaldo Madrid'e gidecek gibiyken yıllık 10 milyon Euro'yu duyduğumda piyasa yine çıldırdı demiştim. De Rossi o kadar alıyorsa Ronaldo 20'yi hakediyor.


Tottenham garibim de hala bonservisiyle alıyor adamları. Geçen sene Darren Bent'e inanılmaz bir para bayılmışlardı, bu sene Geovanni Dos Santos ve Luka Modric'e bayıldılar toplamda bir o kadar daha. Neyse Luka şov yapsın bari de onlarda sevinsin bizim de yüzümüz olsun.

30 Haziran 2008 Pazartesi

DMC





İyice karşıdaki rakibin oyun stiline göre oynanmaya başlandığından,dolayısıyla temkinli olma oyun anlayışına hakim olduğundan, gol atmaktan çok yenen golü çıkaramama ihtimali ağırlık kazandığından beri yani 90'lardan beri futbol defansifleşti. Aslında o tarihlerden bu zamana insan psikolojisi defansifleşti. Akla gelen -ilk olarak- kapkaç furyasından dolayı insanlar elleri önemli eşyalarının olduğu ceplerinde ya da çantalarına sıkı sıkı sarılarak sokaklarda dolaşmaya başladı. Toplum üzerinden bilim yaparak futbolu hayata benzetmek değil amacım ama bu oldu. Pasta büyüdü risk almak yerine temkinli olmak moda oldu. Belki bu bir gereklilikti. Tüm zamanların bana göre en iyi futbolcusu olmasına rağmen, Maradona'nın İngiltereye attığı golü her izlediğimde "allahım nasıl bu kadar boş alan bırakıyorlar şu 7 numaraya bak koşmuyor bile." demekten kendimi alamıyorum. Messi geçen sene o golün benzerini attığında aynı rakiplerle mi karşı karşıyaydı?

Neyse dağılmadan futbolun sertleştiğinin ve defansifleşmek zorunda kaldığıın altını çizdikten sonra Euro2008 sonrası kadrolara ve öne çıkan takımların öne çıkan isimlerine bir göz atmak gerek.

Bu DMC (Defensive Midfielder Center) mevzusunun bu topraklara ilk gelir insanların farkında olmaya başladığı dönem bence ilk olarak Suat Kaya, sonra Tayfur Havutçu hakkında herkesin ama herkesin "Oyunda hiç görünmüyorlar, ama sahanın en iyilerindendiler, heryere yetiştiler, bütün atakları bozdular" gibi torumlar yapmaya başladığı dönemdir. Hatta Tayfur ya da Suat bu mealde bir soru sorulduğunda çıkıp "Valla öyle diyenler TV'den izleyenlerdir, çünkü benim işim rakibin top yapmasını engellemek dikine oynamasını engellemek, rakip topla geliyorsa ben onun karşısına çıkıyorum, topu dağıtmak benim görevim değil demediki milletteki gazı alsın. Tabi bu DMC denen insanşar çok daha eskilerde de vardır tahminimce ama isimleri böyle değildi heralde. Ama benim bildiğim Paul Gascoigne ve özellikle Roy Keane bu işin öğrenme kılavuzu gibi yıllarca yaptılar bu görevi. Patrick Vieira efsane Arsenal'in belki de en önemli parçasıydı.

Peki DMC'nin özellikleri nedir? ille de kural değildir tabiki bunlar ama karakter olarak hırslı, vazgeçmeyen ve biraz kafadan kontakları meşhurdu eskiden (yukarıda saydıklarım) oyun bakımından ise sert oynayan, toplayken sağlamcı oynayan fiziksel olarak ise çok güçlü, çok koşan,sezgisi kuvvetli(burası bence çok önemli) ve yine bence tercihen uzun bacaklı gibi özelliklere sahipler.

Bu DMC'lere ön libero, savunmanın önünde oynayan oyuncu,-güzel bir benzetmedir bence- Çapa ve bazı (ay çok seviyorum bunu kullanmayı klişe pahasına kullanacam) şezlong yorumcuları orta sahanın kazması gibi isimler taktı.
Peki nerelere gelindi. Real Madrid Makalele'nin yerini doldurabilene kadar(bir nebze olsa da Diarra iyi iş çıkardı orda) 3 sezonu heba eti. Manchester United Roy Keane'nin gidişiyle beraber Carrick'e çoğu kimsenin haketmediğini düşündü para harcadı, Chelsea Makalele ve Essien gibi isimler kattı, Barcelona Pep Guardiola(ki özel bir adamdır o pozisyona göre topla iyi oynayabilem özelliği olduğu için) ayrılışından beri çözüm bulamamıştı bu sene biraz Yaya Toure ile kurtardı olayı. Türkiye'ye geçersek Beşiktaş'ın son yıllardaki en iyi transferi Federico Giunti'ydi taraftara göre, Galatasaray 2-3 genç Rumen furyasından sonra sorunu Flavio Conceciao (Makalele'nin Madrid'deki ortağı) ve son olarak Tobias Linderoth ile çözmeye çalıştı ve Fenerbahçe Trabzon'dan Marco Aurelio'yu getirdi. Şimdi burda bir parantezi hakediyor Marco Aurelio.

Öncelikli olarak Marco diyorum çünkü vatandaşlık alıyor diye bir insanın ismini değiştirmemesi gerektiğini düşünüyorum, yazılı kanunlar neler gerektiriyor mevcut durumda bilmiyorum. Ki bu ülke yıllarca ,belki hala çocuklarına istediği ismi koyma özgürlüğünü sağlayamamıştır kendi vatandaşına. "İsim değişir mi yaa?" diye isyan ederim başka da bir argümanım yok savımı destekleyecek. Umarım takım arkadaşları da maçlarda ve idmanlarda hala Marco diye çağırıyorlardır.
Hıncal Uluç'un "ota sahan kazma mı, top kullanamıyor mu, ismini ön libero yap herkes alkışlasın" diyerek kötülediği DMC bu topraklardan çıkmadı demekki, bu adam vatandaşlık değiştirerek ülkenin ulusal takımına kazandırıldı. Ki burası bu işlerin kolay hazmedildiği biryer değildir bilindiği üzere. Ve Marco Aurelio bir ilkti.


Şimdi performanslarına gelirsek bu DMC arkadaşların: Marco Aurelio'nun yapabildiğini yapan çıkmadı, ki Almanya maçındaki Ballack son yılların en pasif oyununu oynadı.Mehmet Topal gelecek vaad eden gerçekten yetenekli bir oyuncu. Henüz 22 yaşında.

Şampiyon İspanya'nın -o da Brezilya'dan transfer- DMC'si Marcos Senna bana ve birçoklarına göre turnuvanın MVP'si. Peki Senna bu ödülü kime kaptırdı? Çok iyi top kullanma yeteneğine de sahip eski bir DMC'ye, Xavi Hernandez. Almaya Frings, Rolfes ve Hitzlsberger'in 2'sini kullanarak çft ön libero oynadı turnuvanın 2. yarısını. Ki bence final maçında daha sağlam kalamamalarının nedeni DMClerinden iyi verim alamamalarıdır. İspanya sürekli ayağa pas yaptı dikine Almanlar bunu bozamadı.

Hırvatistan'da Niko Kovac, İtalya'da biraz da mecburen DMc ordusu gibiydi (Gattuso, De Rossi, Ambrosini,Aquliani). Hollanda'nın grup maçlarında herkesin dikkatini en çok çeken De Jong ve özellikle Carew fizikli Engelaar'dı. Fransa'da Makalele, Toulalan ki formda, sakatlıktan arınmış bir Vieira Hollanda ve İtalya maçlarında o duruma düşmelerine engel olabilirdi.

Her antrenör inanılmaz hücum yeteneklerine sahip,inceci ortasahalarla sahaya çıkmak ister. Ama futbol bir takım oyunuysa ve şartlar; temkin ve kontrolü gerektiriyorsa DMC denen oyuncuya ihtiyac vardır. Yok öyle herkes aralara pas atsın çok güzel çalımlar atsın, en azından şimdilik.

UEFA EURO 2008 Team of the Tournament


Uefa turnuvanın takımını seçmiş 9 tane uzmanı aracılığıyla. 23 kişilik listede gruplardan çıkabilen takımlardan oluşturulmuş. İspanya'dan -5'i dün ilk 11 başlayan ortasaha- toplam 9 kişi var. Turnuvanın oyuncusu da Xavi Hernandez seçilmiş. Artık underrated değil Xavi. Baya etiketli iyi oyuncu. Bence Senna daha iyi bir turnuva geçirdi ve Ömer Üründül sağolsun genç olduğunu öğrendik Senna'nın(yahu el insaf,adamın suratına bir bak,45 yaşında göstermiyorsa şerefsizim!). Rusya'dan 4 oyuncu var, hakederek bu listedeler. Zaten ortasahaların öne çıktığı, maç kazandıran kriter olduğu bir turnuva geride kaldı. Listeye giremeyen ama aklıma gelen birkaç isim de ben sayayim tam olsun: Sergio Ramos, Corluka, Pranjic, Srna, Servet, belki biraz Arda, Boulahruz.
Birde aşağıdaki toplam 29'dan bir 11 yapayım oohh! Stoperler mecburen İspanyol olacak 2 gol yedi adamlar o da uyduruk maçta Charisteas'tan.


Casillas
Ramos - Puyol - Marchena - Zhirkov
Srna - Senna - Sneijder
Schweinsteiger - Podolski
Pavlychenko



Beklediğimizden zevkli geçti açıkçası. Ada futbolu hastası ben acaba İskoçya'da gelir mi derken, İngiltere bile gelememişti. Danimarka,Bulgaristan gibi takımlar neler yapabilirlerdi. Bu temkin futbolu dönemlerinde güzel maçlara sahne oldu.



Goalkeepers: Gianluigi Buffon (Italy), Iker Casillas (Spain), Edwin van der Sar (Netherlands).

Defenders: Bosingwa (Portugal), Philipp Lahm (Germany), Carlos Marchena (Spain), Pepe (Portugal), Carles Puyol (Spain), Yuri Zhirkov (Russia).

Midfielders: Hamit Altıntop (Turkey), Luka Modrić (Croatia), Marcos Senna (Spain), Xavi Hernández (Spain), Konstantin Zyryanov (Russia), Michael Ballack (Germany), Cesc Fàbregas (Spain), Andrés Iniesta (Spain), Lukas Podolski (Germany), Wesley Sneijder (Netherlands).

Forwards: Andrei Arshavin (Russia), Roman Pavlyuchenko (Russia), Fernando Torres (Spain), David Villa (Spain).

Şampiyon İspanya

Çok özlemişlerdi, hakederek kazandılar. Avrupa Şampiyonası veya Dünya Kupasını iyi oynayarak kazanan takım çıkmıyordu uzun zamandır. 2002'de Brezilya eh işteydi ondan önceki de 94'te yine onlardı, bence. 90'dan gerisine kafam basmaz. Ramos unutmamış, Puerta'ya selam olsun. Türkiye'de olsa başı beladaydı 2. fotoğraftakilerin. Oralarda nasıl acaba bu işler?