28 Ağustos 2009 Cuma

Roma, 7-1, Totti, Kura


Roma 7-1 ile meşhur olmuştu zaten Manu sayesinde. Bu sezon 5 maç yaptılar 2'sini 7-1 kazandılar. Öneleme ve playoffta Gent ve Kosice'ye toplam 20 gol attı Roma, 10 tanesi Totti'den. 3'ü penaltı. Lig'de de 1 tane atmıştı geçen hafta.

Ben forvet olsam takımım bu öneleme turlarında zayıf rakiplere 4'er 5'er sallarken üst düzey form yakalamaya çalışırım istatistik kağıdını erkenden doldurmaya başlarım. Totti'nin tabiki yok böyle bir referansa ihtiyacı. Ama Baros formda olsaydı şu 6 Avrupa maçında 10 tane sallardı. Sonuçta yıllar geçtikten sonra o sezonun baktığımızda gol hanesi kabarık görünecek.

Birazdan çekilecek kuralar hatta başlamış. Tribüncü kura temennisi: Panathinaikos, Roma, Dinamo Zagreb, Partizan, CSKA Sofia ve Genoa dağılsın bizim takımlara.

12 Ağustos 2009 Çarşamba

12 Ağustos 2009 Kendi Blogumdan Tiksinmem

Uzun zamandır blog takip ediyorum ama kendiminkine bakmıyormuşum? baktım, bir tiksindim bir gereksiz buldumkine sormayın. Son posttan beri 13 gün geçmiş hiç yazasım yok artık heralde. Şu an da dersi bırakmaya karar verirsiniz ama son birkez gidersiniz ya, vicdanı rahatlatmak için o derse gidiyorum gibime geliyor. Bak işte denedim yeter artık sıkıldım diyebilmek içinmiş gibi. Gerçi sezon başlıyor hiç belli olmaz, büyük laf etmekten çekindiğim kadar hiçbirşeyden çekinmem valla.

Dos Santos ve Elano
ile roportaj yapmışlar. İstanbul'un iki ayrı yakasında ezeli rakipler ama Seleçao için büyük gururla birlikteler falan filan...Olay Tallinn'de Radisson Otelin 24. katında gerçeklemiş. Al sana gereksiz bilgi.


Uche hala oynuyormuş. Ülkesinin Bayelsa United F.C. takımında. 1967 doğumlu bu arkadaş, helal olsun.

Şu olayı atlamışım. Kırıklı falan değil amma çok değişik bir sakatlık. Pıçahlasan bu kadar açılmaz yuh. Bild'de gezinirken gördüydüm, zamanında Borges değinmiş olaya zaten. Hatta olayın videosu da var orda.

Blog aleminde insanlar ne iş yapıyor merak ediyorum. Değişik bağlantıları var
. Yerlisi yabancısı her türlü gazeteden hariç şu transfer haberi dolaşıyor diyorlar. Ya yönetimde olman ya da kulüp binasında çaycı falan olman gerek. Bence bu tarz yazarlar bu bağlantılarını açıklasınlar. Hadi Mesela Tuncay nolacak var mı bağlantılı bilgi? Yoksa Villa'nın Jenas ve Bentley'e yönelip Tuncay'dan vazgeçtiği doğru mu? Haldun Üstünel'in blogu olsa ya. Hiç kasmasak...

Tuncay deyince aklıma geldi Tuncayınyeri'ndeki koleksiyon çok güzel mesela.

Gerçekten merak ettiğim bir soru soruyorum. Necati Ateş GS'de 3. forvet olamayacak kapasitede mi? Hatta formda olduğu zaman a
ğır Nonda yerine Baros'un yerini rahatlıkla dolduramaz mı? Necati GS'ye ne yaptı da bu derece aforoz edildi? Aklının ucundan geçmiyor ne yönetimin ne teknik heyetin.


Şu aralar bir ihtimal izin alabileceğim zamanlar geldi. Fakat yukarıdaki masayı ana-baba evinde kurmak ana-babaya ayıp, dışarıda istemek tatil yeri olmasına rağmen küçük yerde çok hoş karşılanacak birşey değil. Biri bir laf söyler keyfim kaçar. En turistik yere gidip tatil boyunca yorulmaya hiç niyetim yok. Bakalım napacaz.

Ayrıyeten bu malum sigara yasağı sonucunda ofiste sigara içilmiyor ya artık, 6 kat inip, kurumun önünde Ankara'nın en boktan yerlerinin birinde sigara içiyoruz. Bu sefer "Ramazan'da sokakta sigara içiyor, Saygısız"a çıkacak adımız. Bir taraf yasak bir taraf Dayak. Bilemedim valla ben.

İstediğin kadar sen ilgilenme bu Ramazan denen şey hayatını etkiliyor.



Şimdi sigara yasağında gelmiş olduk. Ağzımı açıyorum sonunda. Hele bugün sigara fiyatlarının ortalama 10 liraya çekileceği gibi bir haber okudum nerde hatırlamıyom tıklamadım bile üstüne. Geçen haftalarda Barış Uygur yazmıştı heralde. Barlara-cafelere, sigara içiliyo diye gidememekten şikayet eden insanlar grubu yasak yürürlüğe girince artık gidebilecekleri için sigara içilmediği için gitmeyen insanların boşluğunu doldurabileceklerinden bahsediyorlardı. O grubu lütfen piste alalım falan diyordu Barış Uygur. O arkadaşlar verdikleri sözleri tam olarak tutamıyorlar heraldeki esnaf kan ağlıyor. Ankara Sakarya'da her tükanın camında belli ki protesto amaçlı "Sigara yasağı nedeniyle SATILIK cafe-bar" ilanları görülmeye başlandı.

30 Temmuz 2009 Perşembe

Elano




Elano transferi eşeğin kulağına su kaçırmaktır arkadaş, daha neler. Orta sahası defansif olarak biraz daha sert bir takım yaratmak adına, Arda-Topal-Linderoth'lu orta üçlü kurulursa Elano-Baros-Keita'lı forvet hattı oluşturulursa dışarıda kalan adam kim oluyor? Galatasaray'a gelmiş belki de en kariyerli oyuncu, Avustralya futbol tarihinin en iyi oyuncusu Harry Kewell oluyor. Rotasyondu sakatlıktı, yorgunluktu mutlaka olacaktır ama durum bu.



Bu kadar sevilen bir yönetici olmadı heralde son yıllarda. A. Albayrak da böyleydi ama icraat yoktu. Bugün seçim olsa, Başkanlık seçimini taraftar yapsa %99 oy alır heralde. Ama Adnan Polat, Haldun'u serbest oynatıyor. Riijkaard da bıraksın 4-3-3'ü taktiği maktiği öndeki Linderoth'u kessin Kewell'i biryerlere sıkıştırsın herkeşi de serbest oynatsın.

Yarın imza töreninde Elano'ya mor formayı giydireceklerdir gibime geliyor. Alın size transfer diye. Camianın eski futbolcularının formayı yeni transfere verme olayı da başlatılmıştı, bu da uzun yıllar süren bir gelenek haline gelir umarım.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

5-0





Sadece blog arşivinde bulunsun diye. Gerçekten de Bülent'in dediği gibi avantajlı bir skorla döndüler. Asker selamı falan bilmiyodur heralde elin Belçikalısı...

28 Temmuz 2009 Salı

O da Şehir Bu da





Millet nelerle uğraşıyor biz neyle? Millet rekabetin tozunu atmış bizimkinde hala dava yazıyor, idari mahkeme yazıyor.

Şöyle bitsin o zaman aynaya bakarak.

"Saçımı taradım, keşke yüzümü de tarayabilseydim." Charles Bukowski.
"Tipimi sikim" Umut Sarıkaya

Melekler Korusun'da Zaman Kayması



Melekler Korusun dizisini ara ara takip ediyorum. Hoş, takip etmesem nolacaktı, playstation oynayacaktım.

Önce şunu söyleyim senaryo 2-3 haftadır çok sinir bozucu olmaya başladı. Çok kötü, iğrenç demiyorum -aslında biraz(!) da kötü- bildiğin sinir bozucu, gerici bir akış var. Gerici derken de gerilim filmi tadında. Gerekli mi gereksiz mi? Gurbette okuyan kızlara ve annelerine ithaf ettiğin dizinin son 3 bölümü bekaretten, korunmasından kontrolünden geçilmiyor. İnsanın içine kurt düşürmeye mi çalışıyorsun senarist arkadaşım. Bir yandan da bu kadarını beklemeyeceğin bir anneden aşırı koruma motivasyonuyla kızını okuldan alma isteği. Kızlar böyle sorunlarla çok karşılaşıyordur, iyi mi etti ailelerin gözüne sokarak bakın bu kadar baskı yanlış anlamında.

Bence birincisi. Senarist sıkıntıya girdi, dram dram üstüne... Düzgün dram başım gözüm üstüme ama bir an bütün dizi jinekologda buluşacak sandım valla. Ayrıyeten bu kadar baskıya bu kadar mı itiraz bu kadar mı isyan? Sen öyle senaryo yazarsan ben de isyanı teşvik edenini yazarım bunun.

Neyse işte, dizi dün biraz zortladı gözümde. İtibar kaybetti. Bakış açısı değişiktir tabi senaristin ama matematiksel hatalar vardı malesef. B

Biz bile şurada çalışırken bir iş yapıyoruz. İş teslim edilmeden önce 40 ayrı göz kontrol eder. Hala da ufak tefek hatalar ollur eyvallah da, major bir hatayla çıkarsa iş elimizden o zaman sorun vardır.

Dün dizide şöyle oldu. Zaman çizelgesini tutturamadılar. Kaymalar yaşadılar olmadı. Öncelikle Esin'in annesi Esin'e abin 10 arabasına aldı bile biletlerimizi dedi. Özgür ile sevgilisi (ismini bilmiyom) kapanma saati 10 olan markette, aşağıda çalıştıklarını haber vermedikleri için unutuldular ve kapalı kaldılar. Ya da çocuk bilerek tezgah kurdu, ayarladı ortamı falan.
Esin evden çıkarken -saat en geç 9,30 olsun- Özgür'ü aradı ulaşamadı (markette uyuyolardı heralde orada bir 15 saniye kaçırdım içeri bira almaya gittiydim). Esin otobüse binmek üzereyken Özgürü aradığında(saat 10'da) Özgür ile çocuk çoktan sevişmiş, marketteki yatakta temiz 1-2 saattir uyuyor gibilerdi. Zaten Özgür uyanmadı da orası ayrı mevzu.

Ve bütün bunnar olurken o büyük kızla kapıcı J.R Kadıköy evlendirme dairesinde nikahlanıyorlardı. Saat nerden baksan 9 falan:) Olur mu öyle bilmem ama devlet dairesi diye düşündüm kafadan.

Dediğim gibi saate taktım da, bu dizinin içinde sanal reklamdan öte senaryo reklamı yapmıyorlar mı illet oluyorum. Bilmemne kart ile nakitmiş de ıvır zıvır...

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Good Morning Megan Fox


Fotoğrafa tıklayın, sizi gerçeküstü yerlere götürecek.

17 Temmuz 2009 Cuma

Yaşasın Yeni Kraliçe

Gülay Özdem. Kanal 24'teki Sesler Yüzler Mekanlar'dan azıcık hatırladım Yiğit Özgür ile mülakat yapmıştı. Banu Güven'i en son Santana röportajında görmüştüm, hafiften de sinir olmuştum zaten bir umursamazlık, bir hazırlıksızlık, lakayıtlık... Gülay Özdem 3 ay önce transfer olmuş NTV'ye, gece 3 haberlerinden bu kadar sürede saat 10 haber kuşağına terfi. Gerçi yaz mevsimi izindi, tatildi etkilidir. Ama Yaşasın Yeni Kraliçe. Ben ısınamamıştım zaten Banu Güven'e. Gülay Hanım da soğuk nevale gibi ama yeni insanın ilgisini çekiyor işte. Tarih böyle yazılıyor, biz yeni yüzü sevmişiz çok mu?




10 Temmuz 2009 Cuma

Estadio Unico


Estudiantes-Cruzerio maçının özetini izlerken gördüm. Güzel mi, çirkin mi karar veremedim ama işte değişiğime gitti. La Plata şehrinin iki takımı Estudiantes ve Gimnasia kullanıyormuş. Estadio Ciudad de La Plata yani La Plata Şehir Stadyumu ismi ama Estadio Unico diye biliniyor. Gerçekten de unique bir stadyum. 53.000 kişilik.

İnşaatı biraz sıkıntılı geçmiş, yapım aşamasında yeni ihaleler yeni şirketler falan... 2003'te açılmış tam olarak. Ekonomik krizin allahını yaşamış Arjantin'deki bu süreç burada da var, hikaye de nerdeyse aynı. Nedense ülke olarak çok benzetirim ikimizi zati.

Açık görüntüsü daha güzel gibi ama tribünlerin üstü de kapatılacakmış.

9 Temmuz 2009 Perşembe

Keleberson & Cristiano Ronaldo



O nasıl duruş Kleberson? Forma birisine büyük gelmiş diyecem ama o adam da daha geçende Brezilya Milli takımında oynadı.
Cristiano Ronaldo da tam endüstri meslek lisesi son sınıf tipinde, boynu armut sapı gibi. Geçenki imza töreninde şundan bi 10 kilo fazladır kesin. Tatilde yatmıştır camış gibi ama kilo almış benden söylemesi.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Ne Bu Acelen?


Sahibinden.com'da adam BMW 8.40 Ci ilanını yukarıdaki gibi vermiş. Acil satmak istemek, ilanı acil vermek...Ben de donanım istiyom sagibinden acil.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

İzlemediğim maça post #1: Federer Vs. Roddick



İlk olarak spor kıyafet içinde ne gadder şık olunabilir? Federer bu alanda da gönlümün rekorunu kırmıştır. Nike sağolsun.

Roland Garros ve dünden sonra artık kağıt üzerinde en iyisi o. Tek başına. Tipini, stilini, oyununu, kaşını gözünü sevmeyeni vardır ama en tepede bu adamın ismi yazacak. 15 Grand Slam'li 27 yaşında bir oyuncu olarak. Başka birinin bu kadar domine edeceğini Federer göremez gibime geliyor. Atıyorum 20 Grand Slam ile bitiren Federer, hayal ürünü Maxim Tsigalko'nun 21. Grand Slam için çıktığı şampiyonluk maçına gitmeye ömrü yetmez. Sampras dün bunu yaşadı. İnsan ister istemez üzülüyordur, muhakkak, kesin ya da bence. Nasıl atış cümleler kuruyorum belli değil.



İzleyemedim ama kağıt üzerinde efsane maç gibi görünüyor. Ama biraz okuyunca seyir zevki o kadar da yüksek değilmiş gibime geliyor. 2. setin tie-breakinde 2-6'dan seti alması maçın hikayesi olmuş. Final seti 16-14 biten maçta Federer 223, Roddick 213 puan almış. Servisler artık çok etkili top oyunda daha az kalıyor falan filan diyebiliriz. E tabi Roddick gibi servis uzmanı da var bir tarafta (Bu arada şöyle bir terslik söz konusu Roddick 27, Federer 50 ace atmış. Federer'in servisleri de süper ama baya şaşırdım yani Roddick'i 2'ye katlamasına) Şöyle de destekleriz: Roddick 5 kez servis kırma şansı yakalamış 2'sini kullanmış, Federer 7'de 1. O da maç puanı işte zaten. Koca maç boyu sadece 12 kez servis kırma şansı yakalamış oyuncular. İlk serviste puanı alma Federer %89, Roddick %83. Federer 38, Roddick 39 oyun almış. 77 Oyun 255 dakikada. Geçen sene finalinde 62 oyun 288 dakika sürmüş. E boşuna belki de tarihin en iyi maçı denmiyor ona.



Ya da ben maçı izleyemedim ya bok atıyorum şöyleydi böyleydi diye. Ama yok bu sadece servis oyunlarının alınıp, servis kırmanın iyice zorlaşmasına sinir oluyorum sanırsam. Allahın estetik fakiri Karloviç bile servislerinin gücüyle ve daha dik gelmesiyle etkili olabiliyor artık zira çeyrek final oynadı şurda.
Üstteki foto baya bi büyüyo tıklayınca. Federer çocuk gibi şen.

2 Temmuz 2009 Perşembe

Ankaragüçlü Hakan Boyav



İyi tiyatrocudur. Sağlam Ankaragüçlü olduğunu bilirdim ama bu kadarını tahmin etmezdim. Vassell'i karşılayan (havaalanı mı ki acaba?) kalabalığın en önünde gördüm Ntvspor'da izlerken haberi.

29 Haziran 2009 Pazartesi

R.I.P Mavi Bilgisayar


Daha dün dolanırken bir terslik olduğu belliydi. Toplasan 8-10 tane LCD TV vardı hepi topu. Yavaştan toparlanmacaymış meğersem. Hızlı yükselişlerinden sonra varlıkları bir anda son buldu.
"Önemli olan zirveye çıkmak değil, zirve de kalabilmektir"
Bu nasıl laf lan? Zirveye çıkmak sanki hiç önemli değilmiş gibi. Aha bu da benim lafım o zaman "Zirveye çıkmak da önemlidir arkadaş"

Felipe Melo Vs. Eddie